Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Hacked By DX-SMOCK

 

 

 

İslami Sohbet Odaları

Sohbet Odalarına Şimdi Bağlan

Sohbet odalarımızda dini konularda sohbet edebilir,
aklınızda ki soruları kullanıcılarımızla görüşebilirsiniz.

 

 

 

Dini Sohbet Videoları

Çeşitli Konularda Dini Sohbet Videoları

Hocalarımızdan daha iyi bir Müslüman olabilmemiz için
yapılan sohbetlere ulaşabilirsiniz
.

Mayıs 2015


Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Beraat Kandili Ve Önemi Nedir?


Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Berat Kandili (Beraat Kandili) İslam dininde mübarek kabul edilen gecelerden biridir. Her yıl Şaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece Berat gecesidir.

Mübarek Berat Kandili gecesini ibadet ve taatle geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi vardır. Mübarek Berat Kandili hakkında Peygamber Efendimiz HZ.Muhammed (s.a.v) hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur;

“Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünde (kandilden sonraki gün) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah’u Teâlâ o andan fecir oluncaya kadar: “Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir belâ ile) müptelâ olan yok mu, ona kurtuluş vereyim” diye buyurur.” (İbn Mâce)

Hadis-i Şerifte anlaşılacağı gibi O Gece (Berat Kandili Gecesi) İlâhi rahmet coşmuştur. Berat Gecesi beşer mukadderatının programı çizilirken insanlara verilen eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen, gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle Cenab-ı Hakka iletip isteklerini Ondan talep eden ve belalardan Ona sığınan bir insan ne kadar bahtiyardır. Buna karşılık, her tarafı kuşatan rahmet tecellisinden istifade edemeyen bir insan da ne kadar bedbahttır, ziyandadır.

Berat Kandilinin önemi hakkında diğer bir Hadis-i Şerifte ise şöyle buyuruluyor;

Hz.Âişe vâlidemiz, Peygamber efendimizin Berât gecesinde, sabaha kadar ibâdet ettiğini görünce sordu:

– Yâ Resûlallah, Allahü teâlânın en sevgili kulusun! Buna rağmen niçin bu kadar kendini yoruyorsun?

Peygamber efendimiz şöyle cevap verdi:

– Ey Âişe, ben şükredici kul olmıyayım mı? Ey Âişe, sen bu gecede, ne olduğunu bilir misin?

Âişe vâlidemiz tekrar sordu:

– Bu gecenin diğer gecelerden üstünlüğü nedir yâ Resûlallah?

Peygamber efendimiz şöyle cevap verdi:

– Bu sene içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu sene içinde öleceklerin isimleri bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip edilir. Bu gece herkesin ameli ve işleri Allahü teâlâya arz olunur.

Bir kimse, evinden ayrılıp yolculuğa çıkar. Hâlbuki, onun adı yaşıyanlar defterinden, ölüler defterine geçirilmiştir.

Gâfil olmamalı, bu geceyi mutlaka ihyâ etmelidir. Kazâ namazı kılmalı, Kur”ân-ı kerîm okumalı, duâ, tevbe etmeli, sadaka vermeli, müslümanları sevindirmelidir. Bunların sevâbını ölülere de göndermelidir.

Bu gecelere saygı göstermek, günâh işlememekle olur.

Bu gece, Allahü teâlânın ihsân ettiği bütün ni”metlere şükretmeli, yapılan hatâlar, günâhlar için de tevbe istigfâr etmeli, Cehennem ateşinden kurtulmayı istemelidir.

“Yâ Rabbî, bize dünya ve âhıret saâdeti ihsân eyle, bize hidâyet verdikten sonra, kalblerimizi kaydırma” diye duâ etmelidir.

Diğer bir Ayeti Kerimede ise Berat Gecesi”ni idrak eden herkes, Yüce Allah”ın Kur”an-ı Kerim”deki; “De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah”ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. ŞüphesizAllah bütün günahları affeder. Çünkü O,çok bağışlayan, çok merhamet edendir” müjdesinin farkına vararak kendi özüne dönmeli, ümitlerini canlandırmalı,bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir.

Berat gecesiyle af kapısından giren, Ramazan ve Kadir gecesinin bereketine gönlü uyananlardan olmamız dileğiyle…
Beraat Kandili,Dini Sohbet,Dini chat;www.Nursohbet.Net

Felaketlerden Küçüğü..

Günlük hayatımızda farkında olmadan küçük sandığımız ama aslında çok büyük günahları olan davranışlar sergilediğimizi hiç düşündünüz mü? Gelin Kur’an ışığında hayatımızı bu yönde birlikte sorgulayalım…
Enfâl Suresi 47.Ayet:
“İnsanlara çalım satarak, gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.”
Bu ve bunun gibi birçok ayette Yüce Allah (c.c.) bizleri gösteriş yapmanın her türlüsünden men etmektedir. Bizce çağın en büyük gösteriş aracı farkında olmasak da sosyal medyanın yanlış kullanımı olmaktadır. Paylaşılan güzel bir yemek fotoğrafı aç bir insana; anne-baba ile mutluluğu gösteren bir paylaşım öksüz veya yetim bir insana; varlığı ortaya seren bir paylaşımsa yoksul bir insana gösteriş ve zulümdür. Bu paylaşımlar gösterişe maruz kalan insanlarda eksiklik duygusu yaratarak sahip olduklarıyla mutlu olmalarını engellemektedir. Ayrıca arkadaş grubunun herhangi bir üyesine kinaye yoluyla gönderme yapan paylaşımlarda bulunan insanlar belki de farkında olmadan tüm arkadaşlarını rencide etmektedr. Bizce bu durum da aşağıda daha detaylı anlatılan gıybete dahil edilebilir.
Hucurât Suresi 12.Ayet:
“Ey iman edenler! Zandan çok sakının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Sinsi casuslar gibi ayıp aramayın! Gıybet ederek biriniz ötekini arkasından çekiştirmesin! Sizden biri, ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bakın bundan iğrendiniz. Allah’tan sakının! Hiç kuşkusuz, Allah tövbeleri çok kabul eden, rahmeti sonsuz olandır.
Dünyada istisnasız her insan çevresindekilerin kendisi hakkında yüzüne karşı veya arkasından kötü sözler söylemesinden rahatsız olur. Bu rahatsızlık bizleri önce güvensizliğe sonra düşmanlığa ve bunların doğal sonucu olarak yalnızlığa iter. Zaten çağın getirdiği yeniliklerle yalnızlığa sürüklenen bizler gıybet ile etrafımızda kalan bir avuç insanı da kendimizden uzaklaştırıyoruz. Bundan da önemlisi
Nur Suresi 15. ayette
“O zaman siz, onu dillerinizle birbirinize yetiştiriyordunuz ve ağızlarınızla, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyi söylüyor, üstelik bunu önemsiz sanıyordunuz. Oysaki Allah katında o, çok büyük bir günahtı.”
şeklinde açıkça belirtildiği üzere bu sandığımız gibi küçük bir günah değil Allah katında çok büyük bir suçtur.
Koruyla ilgili önemli olan nokta gıybetin “ne olacak yüzüne de söylerim” veya “bu söylediklerim zaten doğru” gibi bahanesi olamaz ve kesinlikle her türlüsü yasaklanmıştır.
Kur’an’da gıybetten daha da büyük bir günah olarak karşımıza çıkan ve Yüce Allah’ın bunu yapanlar için “yazıklar olsun” diyerek lanetlediği şey de insanlarla alay etmek ve insanların arkasından kaş göz işareti yaparak çekiştirmeleridir.
Hümeze Suresi 1.ayet:
” Yazıklar olsun arkadan çekiştirenlerin, kaş göz işareti yapıp alay edenlerin tümüne!”
Yüce Allah (c.c.) bu ayette bu suçu işlemekte ısrar edenlere “yazıklar olsun” demesi bu suçun bizi ahrette verilmesi çok zor olan bir hesaba doğru götüreceğini açıkça göstermektedir. Bizler namaz kılıp, oruç tutarak ibadetlerimizi yerine getirdiğimizi düşünürken bir yandan işleyenlere yazıklar olsun denilen bir suçta tövbe etmeyerek ısrar ediyorsak şapkamızı önümüze koyup bunun geri dönüşü olmayan sonuçlarını ciddi anlamda düşünmeliyiz.
Çevresindekilerle veya kutsal değerlerimizle art niyetli olmadan bile olsa alay eden insanlarımızın ve buna gülerek prim verenlerin “sadece espri olsun” veya “biraz gülüp eğlenmek için yaptık” gerekçelerine de Kur’an Tevbe Suresi 65.ayetle çok net bir cevap vermektedir:
Tevbe Suresi 65. ayet:
“Onlara sorarsan elbette şöyle diyeceklerdir: “Lakırdıya dalmış, şakalaşıyorduk, hepsi bu!” De ki: “Allah ile, O’nun ayetleriyle, O’nun resulüyle mi eğleniyordunuz?””
Bizce farkında olmamız gereken şey Yüce Allah’ın ve bizim için gönderdiği dinin tüm unsurlarının eğlence konusu olamayacak kadar ciddi kavramlar olduğudur.
Nisa Suresi 148. Ayet:
“Allah çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Zulme uğratılan kişi müstesna. Allah Semî’dir, Alîm’dir.”
Bu ayetten anlayacağımız üzere kötü ve çirkin sözü arkadan söyleyemeyeceğimiz gibi insanların yüzüne karşı da söyleyemeyiz. Aklımıza hemen şu soru gelmektedir: “Karşımızdaki insanın hoşumuza gitmeyen ve bizi rahatsız eden tavırlarını da mı söylemeyeceğiz?” Kur’an bu konuda da Tâhâ Suresi 43. ve 44. ayetlerle gerekli açıklamayı yapmaktadır:
Taha Suresi 43,44. Ayetler:
“Firavun’a gidin, çünkü o azdı. Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir.” Firavun gibi Allah’a isyan etmiş bir düşmana karşı bile tatlı dil öğütleyen bir din bizden bunu herkese karşı uygulamamızı istemektedir.
“Lâ ilâhe illallah” demek Müslümanlığın ilk şartıdır. Ancak, İslâm’ı bir okula benzetirsek bu sadece okula kayıt olmamızı sağlar. Bu okulu başarıyla bitirebilmek için Kur’an’a sımsıkı sarılmamız gerekmektedir. Kur’an’a sarılmak demekse sadece ibadetlerimizi yerine getirmek değil tüm emir ve yasakları uygulamayı gerektirir. Aksi takdirde
Bakara Suresi 85.ayette
(“…Şimdi siz Kitap’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise böyleleri azabın en şiddetlisine itilir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.”)
bahsedilen rezil duruma düşmüş oluruz. Yüce Allah (c.c.) bizleri önce O’na sonra çevremizdekilere samimi olan kullarından eylesin. Saygılarımızla…
Dini Sohbet,Dini Chat;www.Nursohbet.Net

Ben Neden Müslümanım…


Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Son zamanlarda hepimizin dahil olduğu, daha doğrusu doğal bir şekilde fikrinin olduğu konu: İslam dininin kaynakları. Kur’an, hadisler, şeyh-alim gibi isimler verdiğimiz insanların yazıları, kitapları hatta hükümleri. Ben bu konuda kendimize sormamız gereken ilk sorunun -en önemli sorunun- ”Ben neden Müslümanım? ” olduğunu düşünüyorum. Bu soruya vereceğimiz cevabın tartıştığımız soruların büyük bir kısmının aydınlatıcı faktörü olduğu kanısındayım.
İnsan olmak beraberinde yüzlerce soruyu getiriyor. Ben kimim, nereden geldim, nereye geldim, kim getirdi…? En önemlisi de nereye gideceğim? Herkes ölüyor, yok mu olacağım? Akıllı bir hayvan olmak ise beraberinde kontrollü kullanılması gereken içgüdüleri getiriyor.
Bizi kimin yarattığını bilmek tüm cevaplarımızın anahtarı. Bir masa ders çalışmak için, yemek yemek için yapılabilir, testere odun kesmek için. Peki insan? Kim, neden yarattı? Yaşadığımız bu evreni, içindekileri, biz var olduğumuzdan beri hatta öncesinde var olanları kim yarattı ve neden yarattı? Bizden ne istiyor?
Bu soruların yolculuğunda, insanlar var oluşundan beri cevaplar aradı. -Bizlere nasip edilen aklımızın, bu aklı kullanabilmemizin nimeti aracılığıyla.- Kimileri çok tanrılı inancı benimsedi, kimileri putlara taptı, kimileri güneşe, aya, ineğe… Kimileri de tek bir yaratıcının varlığına inandı. Milyonlarca yıllık insan geçmişinde belki de binlerce inanç ortaya çıktı.
Tüm bu evreni, bitkileri, hayvanları, var olan herşeyi ve insanları yaratan bir Yaratıcı’nın olduğunu kabul ettiğimizde, bizleri de herhangi bir amaçla bir varlığın yarattığını kabul etmiş oluyoruz. Eğer bir Yaratıcımız varsa bizimle iletişime geçmesi gerekmiz miydi? Ki böylece sorularımızın çoğu cevaplanmış olurdu ve bizi Yaradana nasıl teşekkür edeceğimizi öğrenebilirdik. Yalnızca bizi gerçekten Yaratana ibadet ve itaat ederdik ki dünyada şarlatan ve yalancılara inanmayalım, kulluk etmeyelim.
Müslümanlık, Hristiyanlık, Musevilik, Yahudilik… Ortak özellikleri tek tanrılı din olmaları ve kutsal kitapları olması. Peki neden Müslümanlık, neden İslam dini? Çünkü insanlık var olduğu sürece Allah bizleri yalnız bırakmadı. Bildiğimiz ve bilmediğimiz peygamberler aracılığıyla bize rehberler gönderdi. Devirler değiştikçe, dönemler kapandıkça Allah bize yeniden ulaştı. Son olarak peygamberimiz döneminde Kur’an-ı Kerim indirildi.İncil’de müjdelendi. Son kitap olarak tüm insanlığa indirildi.Allah bizi yalnız ve sahipsiz bırakmadı, şarlatanlara kulluk etmemizi istemedi.
(( Hûd Suresi 2. Ayet: Diyanet Vakfi:
(De ki: Bu Kitap) «Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz için (indirildi). Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.))
Sapıklıktan kurtulup, doğruya ve hakka yönelmemiz için bize bir rehber gönderdi: Kur’an-ı Kerim’i. Peygamberimiz döneminde insanlar Allah’a inandı. Peygamberimiz aracılığıyla Kur’an-ı Kerim’in indirilişiyle yaratıcımızın sözlerine inandılar, ibadet ettiler ve Müslüman oldular.
Zuhrüf Suresi-44.ayet- Diyanet Vakfı :
Doğrusu Kur’an sana ve kavmine bir öğüttür. (İleride) ondan sorumlu tutulacaksınız.
Allah bize Kur’an ı hediye etti ve bizi ona uygun yaşamaktan sorumlu tuttu.
Hûd Suresi 1. Ayet:Diyanet Vakfi:
Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır.
Zuhrûf Suresine inananlar -Kur’an a ve Allah tarafından indirilmiş olduğuna inananlar- için dinimizin kaynağı belli. Allah bize Kur’an dan sorumlu tutulacağımızı bu ayetle söylüyor. Hûd suresinde ise Kur’an ın bize açıklandığını söylüyor.
Yusuf Suresi 40. Ayet : Diyanet Vakfi:
Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Allah bize uymamız için Kur’an ı gönderdi, bizim için açıkladı. Ve Yusuf suresinde hükmün yalnızca kendisine ait olduğunu söyledi. Eğer neden müslüman olduğumuzu veya neden müslüman olmaya devam ettiğimizi sorgularsak dinimizin kaynağını da kolayca bulabiliriz. Allah’a, peygamberimiz aracılığıyla inen Kur’ana inanarak Müslüman olanlar için dinimizin kaynağı belli. Dinimizin kaynağı Allah’ ın bize gönderdiği kitap. Alimlerin izinden ilerleyerek, onların yazıp çizdiği haramların ve helallerin içinde Müslümanlığı yaşamaya çalışanlar için ise alimlerin hükümleriyle kaynak seçmek doğal bir sonuç. Peki gerçek müslümanlık bu mu ? Herhangi bir kulun sözlerini dini hüküm saydığımızda Allah’ın hükmüne ortak koşmuş olmaz mıyız?
Allah’ın emrettiği kaynaktan şaşmamamız dilekleriyle…
Dini Sohbet,Dini Chat;www.NurSohbet.NeT

Allah Yok Diyenlere..

Zıddıyla Düşün!…
Çok kızdırdılar beni. Zorla mı kabul edeceğim arkadaş! Haliniz ortada! Şöyle bir gerinip “Tanrı diye bir şey yok!” dedim sertçe “Tanrı dediğiniz, kendi kendinize uydurduğunuz bir şey! Tanrı insanları değil, insanlar Tanrı’yı yarattı! Eğer bu Tanrı saplantınız olmasaydı yeryüzü ne kadar mükemmel bir yer olurdu!”
Beni dikkatle dinleyen birisi sözümü bitirdiğim an çılgınlar gibi caddede koşmaya ve bir çığırtkan gibi “Tanrı yokmuş!” diye bağırmaya başladı “Öyle bir şey yokmuş ahali!”
Bana inanamayanlar bile o adama inandılar. Birbirlerine hayretle ve şaşkınlıkla Tanrı’nın olmadığını söylemeye başladılar. Artık herkes anlamaya başlamıştı gerçeği! Tanrı yoktu! Artık her duyan öldürüyordu tanrısını! Böyle devam ederse ne de güzel olurdu! Artık uyanmaya başlıyordu herkes! Tanrı yokmuş! Tanrı yokmuş! Tanrı yok! Artık özgürüz! Siliniyordu bu maskeli fenomen yeryüzünden!
Sevinçle evime gittim. Elime patlamış mısır paketini alırken, televizyonu açtım. Son dakika haberleri hep aynı konuyla ilgiliydi. Altyazılar kalın puntolarla veriyordu haberi: “Tanrının olmadığı bildirildi! Tanrının olmadığı ispatlandı! Tanrı yalanmış! İsviçreli bilim adamları Tanrı’nın olmadığını kanıtladı!”
Bütün gece çalkalanmış dünya! Tanrı yok, Tanrı yok, diye! Belki de ilk defa bu kadar rahat bir uyku çekmek üzere huzurla yattım yatağıma!
Sabah uyandım ki bir ben kalmışım unutmayan. Tanrı fikri silinmiş beyinlerden… Komşulardan kime bahsettimse “O da kim?” diye sordular “Biz böyle bir şey duymadık daha önce!” Öyle sevindim ki! Artık herkes benim gibiydi. Kimse artık Tanrı diye bir şeyin varlığına inanmıyordu!
Sokakları gezmeye başladım. Ama nedense herkeste tuhaf bir hüzün, bir yılgınlık ve bir huzursuzluk vardı. Gözler sanki ağlamaktan morarmış, dudaklar mutsuzluktan ve endişeden kımıldamak bile istemiyordu. Her köşe başında sinmiş ve kendi kendine “Her şeyi düzeltecek bir şey vardı ama hatırlayamıyorum!” diye mırıldanıyordu çokça insan. Ümitsizlik, amaçsızlık, güvensizlik ve dayanak bulamamışlık sarmıştı bedenleri.
Sonra bir mahalleye girdim. Altı üstüne geliyordu. “Başıma gelenler kötülerin yanına kâr kalmayacak!” diye bağırıyordu birisi, bir diğeri “İntikam! İntikam!” diye ortalığı çınlatırken! Malı çalınan hakkını arayamıyor, öldürülen bebeler sokaklarda çürümeye terk ediliyordu. Yavaş yavaş insanların içindeki doğruya endeksli her şey siliniyordu. An be an insanlar çıldırıyor gibiydi. Herkeste bir korku bir telaş! Kimsenin kimseye güveni yoktu. Kadınlar tecavüzlere uğruyor, kaçarken başkasına yakalanıyorlardı. “Bir daha mı geleceğim dünyaya!” diye ortalığı inleten insanlar tarafından dükkânlar ve mağazalar talan ediliyor, insanlar her öfkelendiklerini hemen orada öldürüveriyorlardı.
Yüksekçe bir yere çıktım. Şehre doğru baktım. Her yerden dumanlar çıkıyor, yer yer küçük volkanlar patlamaya başlıyor, denizin dalgaları büyüyerek içerilere akmaya başlıyordu. Aslanlar, kaplanlar ve ayılar şehirlere hücum ediyor, insanları parçalıyorlar, vahşi kuşlar sürüler halinde parklardaki bahçelerdeki her şeye saldırıyorlardı. Tüm sürüngenler ve böcekler talan ediyorlardı yeryüzünü. Beslediği kedi köpek sahibine saldırıyor, sinekler her yiyeceğe üşüşüyorlardı. Tanrı yoktu! Gökyüzünde yıldızlar sağa sola kayıyor, koca bir ateş kütlesi güneşin önünden savrulup geçiyordu. Ardından bir göktaşı yağmuru başlıyor ve koca koca manyetik patlamalarla yeryüzü parçalanıyor ve yavaş yavaş evren içine çöküyordu.
“Tanrı vaaar!” diye bağırdım “Vazgeçin bu öfkenizden, vazgeçin kininizden!”
“Tanrı vaaar!” diye bağırdım “Tanrınızı değil şeytanınızı öldürün!”
“Tanrı vaaar!” diye bağırdım “Kesinlikle var! Siz farkında değilsiniz!”
Tanrı yoksa ahlak yoktu. Tanrı yoksa düzen yoktu. Tanrı yoksa kanun yoktu. Tanrı yoksa dünya yoktu. Tanrı yoksa yeryüzü, güneş, ay, yıldızlar, gökyüzü, kâinat yoktu! Yediklerini hazmetmeye bile gerek yoktu. Tanrı yoksa oksijen yoktu. Nefes yoktu. Kalp atışı yoktu. Tanrı yoksa ben yoktum!
Sonra uyandı ateist… Bir “oh” çekip “hepsi rüyaymış” dedi. Tanrılar yokmuş, sadece Tanrı varmış, dedi. İyi ki de varmış. O bıraksaydı herkes birer tanrı olur ve hep birlikte yok olurlardı. Meğer tepkim Tanrı’ya değil, hem O’nun yerine kendilerini veya başkalarını ilah edinenlere, hem de o merhametli Tanrı’yı sevmek yerine ondan çokça korkan kendimeymiş! Affet Allah’ım. Senden korkan sana yaklaşmalıymış meğer. Sen sevilecek ve dayanılacak olanmışsın. İyi ki varsın. İyi ki teksin. İyi ki her şeyi çekip çevirensin. Sen olmasan iyilik de olmazdı. Sen olmasan biz de olmazdık. Ama biz olmasak Sen yine olurdun. Bütün teşekkürüm sanadır.
Dini Sohbet;www.Nursohbet.Net

Peygarlerimize Salavat Getirmek.

Tek peygamber için, (Aleyhisselam) denir. Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam gibi. (Ona selam olsun) demektir. İki peygamber anılınca, (Aleyhimesselam) denir. (İkisine selam olsun) demektir. Üç veya daha fazla olursa şunlardan biri söylenir:
Aleyhimüsselam, (Onlara selam olsun) demektir.

Aleyhimüssalatü vesselam, (Onlara selam ve dua olsun) demektir.

Aleyhimüssalevatü vetteslimat, (Dualar ve selametler, onlara olsun) demektir.

Salevatullahi aleyhim ecmain, (Allah’ın selamları, cümlesine olsun) demektir.

Salevatullahi teâlâ aleyhim ecmain. (Allahü teâlânın selamları, hepsine olsun) demektir.
Dini Sohbet;www.Nursohbet.Net

Kuran-ı Kerimin Bir Mekkesi Bir Medinesi Vardır..


Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Kuran ın mekkesi insan inşa etmenin mesajını verir,
Allah insanlara kendini sıfaatları ile tanıtır ve sahte olanların terk edilmesini ister,
işte bu tevhid dir ve tevhid bilincinde bir araya gelmiş örgütlü bir güç oluşmuş topluluk amaçlanmaktadır,
Kuran’ın Mekke’deki söylemleri daha çok akaide ve arınmaya yöneliktir, müminlere bir basiret ve bilinç kazandırılmaya çalışılır ve bu inşa sürecinde tüm söylemler barışcıl ve insanidir, muhalefet ile bir kavga içine girmez onlara çeşitli örnekler getirilerek inanç ve yaşam biçimlerinin sorgulanması istenir,teslim olmuş mümin lere de güven ve sadakat telkin eder, muhatap aldıgı hedef kitle tüm insanlıktır ve onların inanç ve yaşamsal degerleridir, davet ve tebligde bir yumuşak uslup, ve çatışma yoktur, yahudiler ve hrıstıyanlar kendi ellerindeki kitaba davet edilir ve gelen mesaja destek vermeleri istenir, yani bu mesajı ret ediyorsanız aynısı sizin kitabınızda da var, samimi iseniz kitabınızı okuyun ve bize destek verin gerçeklere sırt çevirip ilk inkar eden siz olmayın anlamında kitapları şahit gösterilmektedir. İşte bu inşa sureci mekkede imana baglı bir tevhidi örgütlenmeyi içerir ve fedakarlık ve paylaşım ilkeleri ile örgütlenmenin ayakta durmasını saglar.
Kuran ın Medine dönemi farklıdır, bu dönem tevhidin yaşamsal pratikleri hayata geçer ve hayatı inşası ve düzenlemesi başlar. Mekke’de zihni inşa var iken, Medine’de toplumsal inşa hedeflenir, müminlerin yaşamsal baglılıklarında takip edecekleri metod ortaya konur ve kanun ve kurallar silsilesine baglı yaptırım ve hadler içeren ayetler gelmeye başlar, bu sosyal ,siyasal,iktisadi,ve ,ictimai hayatı düzenliyen ayetlerdir, bu anayasal bir düzene geçiş bir hukuki düzenlemeler ve dış siyasetle ilgilidir, savaşlar bu dönemde başlar. Ganimet, miras ve hukuki yaptırımlar bu zamana özgüdür, çünkü Mekke’de amaçlanan ve istenilen örgütlü güç oluşturmuş harekete, bu inançsal degerlerini pratize eden yaptırımlar getirir, bu da sosyal adalet ve paylaşıma dayalı bir düzenin ilkeleridir, saflar netleşmiş ve taraf ve muhataplar ve samimi olanlar açıga çıkmıştır.Bu gün içinde yaşadıgımız toplumda o günkü Mekke toplumudur ve topluma tevhidi bir bilinç kazandırılıp bir güç oluşturma mücadelesi hedeflenmelidir.
Dini Sohbet,Dini Chat;www.NurSohbet.Net

Miras..


Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Miras konusuna girmeden önce Kuran’dan bir kaç detayı hatırlatmak istiyorum. İslam’da kadın ve erkek amel bakımından tam eşittir. Kuran’da hitap ”mümin erkekler ve mümin kadınlara söyle” şeklindedir. Kimse kimseye üstün değildir. Allah ayette
”Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.”
(Nahl Suresi, 97)
der. Üstünlük sadece takvaya göredir. Bu da Allah Katındadır.
”Allah Katında sizin en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.”
(Hucurat Suresi, 13)
Dünya hayatında kadın ve erkeği farklı yapan, biyolojik ve duygusal yapılarıdır. Allah her iki cinse de farklı özellik ve yetenekler vermiştir. Ancak bu özellikler, birini diğerinden üstün yapmaz. Erkek, fiziksel güç gerektiren konularda yeteneklidir. Kadının duygusal zekası ve doğurganlığı da erkeğin sahip olmadığı bir özelliktir.
Kuran’a göre erkek de kadın da çalışabilir.
“Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır.”
(Nisa Suresi, 32)
Ancak evin maddi olarak geçinmesi sorumluluğu erkeğe verilmiştir. Bu, erkeğin evde yönetici konumda olması manasına gelmez. Çünkü Allah, müminlerin tüm işlerini istişare ile yaptıklarını bildirir. Eşler arasında da bu durum geçerlidir. Erkek evi geçindirdiği için tek söz hakkına sahip değildir.
Nisa Suresi 34. ayette Allah, ”erricalü kavvamune alennisai” ifadesi ile, ”erkekler kadınları gözetir” ya da ”erkekler kadınların geçimlerinden sorumludur” der. Bahsedilen kadın; eş, kız kardeş, anne, kız evlat… olabilir.
Erkekler kadınları gözetirler. Zira Allah herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur…
(Nisa Suresi, 34)
Şimdi gelelim miras konusunda ateistlerin çok gündeme getirdiği Nisa Suresi 11. ayete;
“Allah size çocuklarınız hakkında öğütte bulunuyor. Erkek, kadının iki katı pay alır. “
Derinlemesine düşünmeden, muhakeme etmeden, Kuran’ın geneline hakim olmadan ayetin sadece bu bölümünü okuduğunuzda sanki kadın ikinci planda tutuluyor veya eziliyor zannedebilirsiniz. Oysa durum hiç de zannettiğiniz gibi değil. Şimdi ayetin son bölümüne bakalım;
“… Tüm bu paylaşma oranları, ölenin yaptığı vasiyetten ve borçların ödenmesinden sonra gelir. ”
(Nisa Suresi, 11)
Gözden kaçırılmış, belki de görmezden gelinmiş ilginç bir detay var burada. Mirasın tümü üzerinden erkeğe iki, kıza bir pay verilir demiyor dikkat ettiyseniz. Vasiyetten ve borçların ödenmesinden sonra kalan para veya mal için söyleniyor bu. Baba isterse kızı ve oğlu arasında eşit paylaştırabilir malını. Ya da yaşlılıkta kendisiyle kim ilgilendiyse ya da kimin daha fazla ihtiyacı varsa ona fazla pay verebilir. Sonrasında babanın borcu varsa, vasiyet dışında kalan parası vs… ile borcu ödenir. Hala kalan bir miktar mevcut ise o, erkek çocuğa iki, kız çocuğa bir olarak paylaştırılır.
Bu paylaşım, babanın evlatlarına bıraktığı miras için geçerlidir. Ve vasiyette adalet esastır. Bakara Suresi 180. ayete göre ölüm gelip çattığında kişinin vasiyette bulunması farz kılınmıştır. 182. ayette ise vasiyet edenin adaletsizliğe eğilim göstermesi durumunda tarafların arasının bulunması söylenmiştir.
Bunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse, artık ona günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Bakara Suresi, 182)
Bir de miras bırakan erkek veya kadının eşi ve çocuğu yoksa yapılan paylaşım vardır. Burada ölen kişinin kardeşleri erkek de olsa, kadın da olsa eşit paylaşım yapılır.
Miras bırakan erkeğin veya kadının, çocuğu ve eşi olmayıp bir erkek veya bir kız kardeşi var ise bu durumda herbirine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler, üçte biri paylaşırlar. Bu paylaşım vasiyetteki payların dağıtılmasından ve borçların ödenmesinden sonra uygulanmalıdır ki kimseye zarar verilmesin. Bu, Allah’tan bir vasiyettir. (Nisa Suresi, 12)
Şimdi yazımın ilk bölümünde verdiğim detaylara gelmek istiyorum. Nisa Suresi 34. ayette, kadınların (Anne, eş, kız evlat, kız kardeş) geçiminden erkek sorumludur hükmü vardı. Kadın ve erkeğe kazandıklarından pay vardır ayeti gereğince kadın da erkek gibi çalışabilir deniyordu. Ancak kadının çalışması, evi geçindirmek için değildi. Hayat müşterektir, kadın da evin geçimine katkı sağlayabilir elbette. Ancak Allah kadına bu konuda bir ayrıcalık sağlamış ve ne kadar zengin olursa olsun evin geçimi sorumluluğunu erkeğe yüklemiştir. Kadın kazandığını dilediği gibi harcamakta özgürdür.
Buradan varmak istediğim sonuç şudur;
1- Erkek mirasta, vasiyetten ve borçtan arta kalan parada iki pay alır. Ama aldığı pay zaten kayda değer olmayacaktır Allahu alem. Çünkü İslam’da ihtiyaçtan arta kalan malın tümü infak edilir. Yani yetime, yoksula, yolda kalmışa dağıtılır. Mal yığıp biriktirmek yasaktır. Miras olarak kalacak mal muhtemelen ev, iş yeri, araba, bağ bahçe, hayvan… olacaktır.
Kız kardeşinin, annesinin, evlenince eşinin geçiminden erkek sorumludur.
2- İslam hukukuna göre erkek, evlenirken kadına mehir vermek zorundadır. Mehir, kızın ailesine değil, direkt kadına verilen bir mal veya paradır.
Kadının ezildiğine ve geri planda olduğuna delil gösterilen bu ayette, Kuran’ı bütün olarak ele aldığınızda kadının, ne kadar el üstünde tutulduğunu görürsünüz. İslam, kadının en saygın olduğu, haklarının en çok korunup kollandığı yegane sistemdir.
Dini sohbet,Dini Chat;www.Nursohbet.Net

Tutarlı Olmak..

Fikir alişverişi yaptığım,konuştuğum,bazen tartıştığım ve haliyle bir sonuca varamadığım bazı insanlar diyorlar ki,biz islam ın ne içindeyiz ne dışında..Hem de ne deme?Zannedersin ki çok ilmi,derin bir felsefi argümanla desteklenmis bir edayla..
Felsefesini böyle adlandırıyor ve aklınca nedenlerini, daha doğrusu söylenti ve rivayetleri sıralıyor..Diyorum ki : böyle bir göruş olur mu ? Bir kere böyle bir savunmayı dile getiriyorsan eğer sen ,amiyane bir tabirle şunu demiş oluyorsun haberin yok.’’Bizim ne oldugumuz belli degil ..’’Elbette kendine bunu demiyorsun ama başta savunduğun ‘’ne icindeyiz ne dışındayız’’ düşüncesini,sağlam delil ve belgelerle desteklemez ve kanıtlamazsan,sana böyle derler..Ne oldukları belli değil derler.Kaldı ki sende bundan son derece rahatsız olursun doğal olarak.O zaman insanların bunu dememesini sağlamak icin ,dedigim gibi bu sözunün içini ,tarihi delil, kanıt ve belgeyle doldurman gerekecektir.Bir yol ,öğreti, felsefe adı her neyse bir yerde durur.Duruşu olur.Ne içindeyiz ne dışında nedir abi ? Neredesiniz kenarında mısınız ?Sınırında mısınız ?Üstünde misiniz ? Islam ın bir kısmını kabul ediyor ,bir kısmını kabul etmiyoruz mu diyorsunuz ?
Bakara
85 Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Böyle davrananların cezası dünya hayatında rezil olmak ve diriliş gününde de azabın en çetinine uğratılmaktan başka ne olabilir? ALLAH yaptıklarınızdan gafil değil.
Kalem
36. Neniz var sizin nasıl hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan mı ders görüyorsunuz?
Daha ne olduğu konusunda kararı olmayan bir öğretiye,ben şu gözle bakıyorum.Örneğin bir okul var ve ben bu okula gitmeyi düşünüyorum..ilim,fen,kimya,tarih öğrenmek için,düşüncem bu yönde yani .Ama o okul kayıt işlemleri sırasinda bana diyor ki,biz eğitimi hem destekliyoruz hem de desteklemiyoruz..Ya da diyor ki eğitimin ne içindeyiz ne dışında..Siz bu okula gitmeyi düşünür müsünüz ?Sayet ben dusünmem ..Bu okula gidenler,hedefledikleri, bekledikleri başariya en uzakta kalacak olanlardır..
Atalarindan gördükleri ezberci dini ,yolu ,yordami kültürü,gelenegi,mektebi vs.. sorgulmayanlar,sorgulamaya cesareti olmayanlar,ne idüğü belirsiz tali yollarda, ışıksız karanlıklarda ,dar ,sıg ve hatta bağnaz dünya goruşleri içerisinde kalmaya mahkum olacaklardır.
Rad
16. De ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? Hiç karanlıklarla aydınlık bir olur mu?”
Dini sohbet,Dini Chat;www.Nursohbet.Net