Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Hacked By DX-SMOCK

 

 

 

İslami Sohbet Odaları

Sohbet Odalarına Şimdi Bağlan

Sohbet odalarımızda dini konularda sohbet edebilir,
aklınızda ki soruları kullanıcılarımızla görüşebilirsiniz.

 

 

 

Dini Sohbet Videoları

Çeşitli Konularda Dini Sohbet Videoları

Hocalarımızdan daha iyi bir Müslüman olabilmemiz için
yapılan sohbetlere ulaşabilirsiniz
.

Haziran 2015


Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Ramazan Ayının Bereketi..

Bereketli Ramazan ayına, şükürler olsun bu yılda kavuşmanın, heyecanı içindeyiz ülke olarak.

Allah bizlere ve bizden önceki toplumlara, oruç tutmamızı özellikle önermiştir. Peki neden? İşte önce bu sorunun doğru cevabını mutlaka bulmalıyız ki, orucun faziletlerinden gereği faydalanabilelim.

Allah Kur’an da indirdiği ayetlerin üzerinde, bizlerin özellikle düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı ister. Eğer düşünmeden yerine getirirsek, nefsimizin etkisiyle verilen emirleri, tam anlamıyla yerine getirmekten nefis bizleri alıkoyabilir. Çünkü akıl devre dışı bırakıldığında, inancımızı da güçlü ve doğru yaşayamayız. Onun içindir ki Kur’an ın onlarca ayetinde, Allah bizleri düşünmeye davet eder.

Allah bizlerin, sırf kendisi için aç kalmamızı istemeyeceğine göre, demek ki bu bedenin, ruhun ve nefsin oruca ihtiyacı var demektir.

Oruç Allah ın bizlere emanet ettiği, bedenimizin dinlenmeye alındığı, ruhumuzun ve nefsimizin de terbiye edildiği aydır. On bir ay bizlere hizmet eden, bedenimiz ve onun çalışan organlarının oruç ayında, bakıma alındığı, tabiri caizse bedenin ve organlarının yavaşlatılmış bir çalışmaya girdiği aydır. Tıpkı fabrikaların bakıma alınması gibi. Elbette bu ayda, yalnız bedenimiz ve organlarımız değil, ruhumuzun ve nefsimizin de, çok önemli bir eğitimden geçtiği aydır.

Bu ayın önemini idrak edip, nefsine akılla hükmederek, gereği gibi bu aydan faydalananlara ne mutlu. Ömrünün geri kalan zamanı içinde, daha sağlıklı ve mutlu yaşamak isteyen, Ramazan ayını iyi bir şekilde değerlendirir. Bakın Allah oruç ile ilgili bizlere ne söylüyor?

Bakara 183:
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.
Umulur ki korunursunuz.

Demek ki Allah orucu tüm kullarına, korunmaları adına emretmiş. Peki, oruca ne zaman başlamamızı ve ne zaman bitirmemizi emrediyor Allah, gelin ona bakalım. Bakara suresi 187. ayetinde bakın nasıl tarif ediyor, herkesin anlayacağı bir şekilde oruca başlanacak vakti. (Tan yerinin beyaz ipliği, siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın.)
Yaradan o kadar basit ve açık bir şekilde izah ediyor ki oruca başlama anını, anlamadım demek hiç mümkün değil. Peki, bizler Allah ın emrettiği vakitte mi başlıyoruz orucumuza? Tabii ki Kur’an ile bağımızı koparıp, Allah ile aramıza girenler, bizleri bu konuda da yanıltmaktan çekinmemişler.
Farklılığı dikkat ettiniz mi bilmiyorum, Ramazan ayına başlamadan bir gün öncesinde, sabah ezanı bizim bölgemizde 04;45 de okunuyordu. Sabah ezanı camilerde biraz erken okunur, çünkü ezan sesini duyana bir zaman verilir ki camiye gelebilsin. Yoksa ezan okunduğu zaman, sabah namazının tam vakti değildir. Onun içindir ki sabah namazının farzı hemen kılınmaz, önce sünneti kılınır, farzı için vaktinin girmesi beklenir. Bu arada Kur’an okunur.
Peki, oruca başladığımız ilk günün sabahı, ezan saat kaçta okundu dikkat eden var mı? Bir gün öncesi ile aynımı okundu? Orucun ilk günü, yani ezan okunmasıyla oruca başlama vakti diye ilan ettikleri ilk gün, Sabah ezanı 04;00 de okundu. Yani tüm toplum, hem erken oruca başladı hem de çok daha erken, sabah namazının vakti daha girmeden, namazı kılmaları sağlandı. Ne oldu da birden bire değişti?
Bunun farkında olmayanlar, ilk gün oruca başlamaya geç kaldığını zannederek, çok üzüldüler. Toplumu ezan okunmasıyla oruca başlatanlar ve bu vakitle de istediği gibi oynayanlar, Allah ın oruca başlama vaktini tarif ettiği zamandan, çok önce oruca başlatanlar, şunu sakın unutmasınlar, bunun büyük vebali vardır.
Lütfen havanın durumunu kontrol ediniz. Yaradan ın oruca başlamak için tarif ettiği vakit, yavaş yavaş günün ağarmasına hazırlandığı bir andır. Tıpkı sabah namazını tarif ettiği, Fecr vaktinde olduğu gibi. Ya bizleri oruca başlattıkları bu vakit nasıl bir zaman? Elbette gecenin zifiri karanlığı. Ne sabah namazının kılınma vakti, nede Allah ın oruca başlayın dediği vakte asla uymuyor. Her ikisinin vaktine, daha en az bir saat var. Lütfen sizler de kontrol ediniz.
İşte bizler sorgulamadan, Allah ın rehberine danışmadan, yaşadığımız inancımıza düşündürücü bir örnek. Elbette bizleri Rabbin rehberinden uzak, kendi hurafe ve nefsi inançları doğrultusunda yönlendirmeye çalışanlar, milyonlarca Müslüman ın vebalini sırtlarında taşıdıklarını, asla unutmamalıdırlar.
Bizler din ve iman adına her konuda yaptığımız gibi, bu konuda da birilerinin güdümünde düşünmeden yaşıyoruz. Şunu sakın unutmayalım. Din ve imanımızı yaşamak şakaya gelmez. Eğer bizler bu Dünyada imtihanımızı yaşıyorsak, bu imtihanımızı başkalarına havale edemeyeceğimizin de artık bilincinde olmalıyız.
Dilerim bu Ramazan ayı, ülkemize ve tüm İslam âlemine sağlık, mutluluk ve huzur getirsin. Yine dilerim toplum olarak, Kur’an gerçekleri ile yüzleşen, onun nuruyla nurlanma çabasını gösteren, Rabbin halis kullarından oluruz.
Dini Sohbet,Dini Chat;Nursohbet.Net

İlk Ramazan..

Ramazan Ay Takvimindeki aylardan sadece biri. Kendisi gibi 11 tane daha var. Ancak adı söylendiğinde dünya üzerindeki herkesin, sadece takvimdeki aylardan birinden bahsetmediğimizi anladığı tek ay.
Peki neden bahsediyoruz Ramazan demekle? Ne anlatmaya çalışıyor olabiliriz? Buna herkesin birbirine benzer cevapları olacaktır. Kur’an’ın vahyedilmeye başladığı ay, oruç ayı gibi ve bunların hepsi de doğrudur.
Bense bugün o ilk Ramazan’a dönmek, o ilk Ramazan ile başlayanın ne olduğunu anlamaya çalışmak, bizim Ramazanlarımızın da bize, Allah’ın Elçisine yaptığı şeyi yapıp yapmadığını sorgulamak istiyorum.
O ilk Ramazan Allah’ın elçisini ayağa kaldıran, harekete geçiren günleri içeren Ramazan’dı. Kurtuluşu doğuda veya batıda değil o doğunun da batının da sahibinde aramaya çoktan başlamış bir insanın, arayışını ne kadar doğru yerde yaptığını kanıtlayan günlerdi o Ramazan günleri..
Akla gelebilecek her şeye köle olmuş, geleneklerin, hurafelerin emrine girmiş ve muhtemelen yine de doğru yolda olduğunu sanan insanların Tevhid’e çağrılmaya başlandığı o ilk Ramazan günleri…
Tevhid! Yani “La İlahe İllallah!” Yani “ilahlar yoktur, tek Allah’tan başka!” Sadece bu cümle bile insanın hayatında ilahlar olduğunun kanıtı. Ancak bunlar belki pek çoğumuzun zannettiği gibi putlar, heykeller v.s. mi? Eğer öyleyse bugün bize ne ifade edecek bu “tevhid kelimesi”?
Aslında bu ilahlar bugün belki de o günkünden bile çok daha fazla ve etkili. Özellikle de elinde Allah’ın kitabını bulunduran İslam dünyasında. Çünkü bizler kurtuluşu Allah’ın elçisinin aradığı yerde aramıyoruz. Kimimiz batıda, kimimiz doğuda, kimimiz bilimde, kimimiz felsefede, kimimiz sekülarizmde, kimimiz tasavvufta, kimimiz liderde, kimimiz önderde ve daha pek çok şeyde arıyoruz.
Oysa Allah’ın elçisi, elinde Kur’an olmadığı halde bu arayışı doğru yöne çevirmişti. İşte bu doğru yönelişi, ona Kur’an’ı getirdi. Bizim elimizde Kur’an olduğu halde, üstelik Nebimiz onun kurtuluşa, özgürlüğe, barışa ve mutluluğa götüren tek kaynak olduğunu hayatıyla ispatladığı halde hala arayışımıza yanlış yönde devam ediyoruz.
İşte Ramazan’ı oruç ayı yapan, onu bu kadar özel kılan aslında bu uyanışın, bu yönelişin, bu başlangıcın ve gösterdiği doğru adresin ayı olmasıdır.
O halde Ramazan’ın bizde de Kur’an’ın ilk muhataplarının hayatında başlattığı tevhidi uyanışı başlatması gerekmez mi? Bizim ilk Ramazanımız ne zaman gelecek? Elimizde Kur’an olduğu halde hala köleliğin, sömürünün, ahlaksızlığın ve pisliğin sistemleşmiş hali olan batıyı ilah edinerek nasıl ulaşırız kendi ilk Ramazanımıza? Elimizde Kur’an olduğu halde hala hurafenin, geleneğin, egemenliği altında inleyen, Allah’tan başka kişileri, kurumları, otoriteleri söz sahibi yapmış bir din anlayışı ile nasıl ulaşabiliriz kendi ilk Ramazanımıza?
Bir taraftan bizi “bikinili kadının giyinik, iç çamaşırlı kadının çıplak” olduğuna inandıracak kadar köleleştirmiş, aklımızı ipotek altına almış batının, diğer taraftan hala batıyı kurtuluş yönü olarak belirlemiş zihinlerin “La ilahe İllallah”ı nasıl gerçekleşebilir?
Oysa tartışılmaz kabul ettiğimiz her şeyin kölesiyiz demektir. Ne zaman samimi bir şekilde hayatımızda tartışılmaz kabul ettiğimiz şeylerin bizi sömürdüğünü kabul edecek ve onlardan kurtulmaya, tartışılmaz olanın sadece vahyi bilgi olduğunu kabul etmeye başlayacağız? Ne zaman izinden gidilecek önderler, liderler, kurtarıcılar, mürşidler belirlemekten kurtulup “en hakiki mürşid Kur’an’dır” diyeceğiz? İşte o zaman bizim ilk Ramazanımız başlayacaktır.
Bütün bunları yapmadan, yani kendi “La ilahe”mizi hayata geçirmeden bizim o ilk Ramazanımız gelmiş olabilir mi? Kendi “La ilahe”miz olmadan “İllallah”ımız olabilir mi? Sadece Allah’a kul olmazsak, bize doğru olduğu kabul ettirilebilen her şeyin kölesi olmaya mahkumuz demektir. Bunu Allah’ın kendisine muhatap aldığı “insan” nasıl kabul edebilir ki?

“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın “fıtrat”ına çevir. O insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte doğru din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum Suresi 30. Ayet)

Ramazan, Nebimize yaptığını bize de yapmalıdır. Ramazan, Allah’ın ayetlerinin Allah’ın kullarının hayatlarını inşa etmeye başladığı ay olmalıdır. Batıya ya da doğuya sövdüğümüz ya da köle olduğumuz değil, herkesin Allah’ın kulları olduğunu ve Allah’ın ayetleri ile buluşmaya hakları olduğunu kavrayıp harekete geçtiğimiz ay olmalıdır Ramazan. Bu Ramazan bizim ilahlarımızı çöpe attığımız, tevhidi uyanışımızın başladığı ilk Ramazanımız olmalıdır.
Selam ve Dua ile
Dini Sohbet,Dini Chat;www.Nursohbet.Net

Oruca Başlama Vakti Kuran’a Göre Nasıl Olmalı?

Çok şükür bu yılda Ramazan ayına kavuştuk. Rabbim yalnız bizlere değil, bizden öncekilere de oruç tutmayı farz kıldığını bizlere Kuranda şöyle anlatır.
2 Bakara
183: Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.
Bu ayetten de anlaşılıyor ki oruç bizlerin korunması maksadıyla emredilmiştir. Yine bir ayetinde orucun faydasını anlatmak içinde şöyle söyler ayetinde. ( Ve oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır. )

Allah bizler için faydası olan oruç konusunda kuranda çok detaylı bilgi de vermektedir. Benim üzerinde durmak istediğim konu ise bizlere günümüz de öğretilen ve orucun başlama vaktinin, kuranın emrettiği vakit ile aynı olup olmadığı konusunda konuşmak olacaktır. Her yıl dağıtılan imsakiyelerde Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği imsak ve namaz vakitleri yazılıdır. Bizlere de öğretilen ve imsak vakti olarak belirtilen, sabah namazının vakti olduğu belirtilir. Yani sabah ezanı okunduğunda artık oruca başlamamız gerektiği öğretilmiştir bizlere. Gerçekten doğru mudur dersiniz bu öğreti, Allah böyle mi emrediyor kuranda acaba? Geçen akşam bu konu konuşuluyordu televizyonda ve bir vatandaş göğsünü gere gere, hatta Rabbin apaçık ayetlerini okumasına rağmen Diyanetin, bilim adamlarının belirlediği imsak vaktinin bence çok doğru zaman olduğu tezini savunuyordu. Günümüz ilmiyle hesaplandığı söylenen dakikalarla hesaplanmış bu zamanları önce düşünelim, sonra da çok fazla geriye gitmeden acaba yüz, yüz elli yıl önce insanlar nasıl hesaplıyorlardı dersiniz onu düşünelim? Ne saat var ne de günümüzdeki gelişmiş ilim. Eğer bugün ilim adamlarının saniyelerle değişen bu zamanın gerçek oruca başlama vakti olduğunu söyleyen ve savunanlar acaba geçmişte oruç tutanlarının yanlış zamanda başladıklarını mı söylüyorlar dersiniz? Elbette bunu söyleme cesaretleri yok, ama savundukları düşünce bunu anlatıyor. Allahın yemin ederek bu dini sizler için kolaylaştırdım demesi doğrusu hiç hatırlanmıyor bile.
Bugün oruca başladık Allah izin verirse. Sahura kalktık ve imsakiyeye baktım imsak vakti 04: 46 yazıyordu. Tam bu vakitte de gerçekten ezan okundu. Bizlere öğretilene göre artık yeme ve içmeyi kesmemiz gerekiyordu biz de öyle yaptık. Acaba doğru mu yaptım dersiniz? Allah oruç tutmamızı emrediyorsa bu konuda açıkça her şeyi yazmıştır demiştim, gerçekten de her şeyi yazmış. Ne zaman başlayacağımızı ve bitireceğimizi de çok güzel bir örnek vererek izah etmiş bizlere. Bakalım Rabbin verdiği örnek bizler için rehber mi olmuş yoksa lafta mı kalmış, gelin beraber bakalım önce Allah ayetinde ne diyor bu konuda ona bakalım.
(Bakara 187: Oruç gecesi kadınlarınıza cinsel yaklaşım size helal kılınmıştır. Onlar sizin için giysidir/eştir, siz de onlar için giysisiniz/eşsiniz. Allah sizin öz benliklerinize yazık etmekte olduğunuzu bilmiş, tövbelerinizi kabul edip sizi affetmiştir. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah`ın sizin için yazdığı şeyi arayın. Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın. Mescitlerde itikâfta bulunduğunuz sırada zevcelerinizle cinsel temas kurmayın. İşte bunlar Allah`ın yasaklarıdır, bunlara yaklaşmayın. Allah, ayetlerini insanlara işte böyle açıklar ki korunabilsinler. )
Yukarıdaki ayette geçen oruç vaktini belirten kısımları alalım önce. (Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın. ) Bu cümleden ne anlıyoruz önce onu açalım. Burada beyaz iplik ve siyah iplik bir mecaz örnekle karanlık ve aydınlığın buluşma noktasından bahsediyor. Buradan dikkat edin güneşin doğmasından bahsetmiyor, eğer öyle olsaydı güneş doğduğu zamana kadar derdi Rabbim. Allahın örnek verdiği bu fecr vakti zamanı nasıl bir zaman olabilir? Verdiği örnekten de anlaşılıyor ki gecenin bitişinin gündüze ilk adım vakti ve karanlığın artık gün aydınlanmasıyla baktığımız şeylerin fark edilme zamanı, anı diyebiliriz. Allah dini sizler için kolaylaştırdım diyorsa bizleri saniyelerle başlayan ve biten bir oruca asla mahkûm etmez. Şimdi hemen hatırlayın koskoca yetkili ve sorumlu insanlar, yanlışlıkla beş dakika önce ezan okuyan ve orucunu buna göre bozan binlerce insana sizin orucunuz kabul olmaz yeniden tutacaksınız diyebilmektedirler. İşte Allahın kitabından zerre kadar habersiz, beşerin öğretisinin ön plana çıkan dini, ne hallere düştüğümüzün komik örneği.
Bu sabah ezan okunduktan sonra namazımı kılıp özellikle yatmadım ve gökyüzüne baktım izledim. Bunu lütfen sizler de yapın. Sahura yaklaşık ezandan bir saat önce kalkmıştık. Gökyüzü açıktı karanlık ve yıldızlar çok net izleniyordu. Bu testi özellikle eşim ile birlikte yaptım ki hatam olursa beni düzeltmesini ve uyarmasını istedim. Gökyüzüne baktığım zamandan sonra yaklaşık bir saat sonra ezan okundu, o anda da gökyüzüne baktım ama hiçbir değişiklik yoktu yani gecenin zifiri karanlığı devam ediyordu. Bekledim yatmadım yaklaşık ezandan sonra 35 dakika geçmişti hala hava gecenin zifiri karanlığıyla aynıydı. Hemen Rabbim in ayeti geldi aklıma oruca başlama vaktiyle ilgili. ( Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar. ) Yaradan bu vakit geldiğinde oruca başlayın emrini veriyordu bizlere, ama verdiği emir ile bizlere beşerin öğretisi neden tutmuyordu? Neden milyonlarca insanı daha erken oruca başlatıyorlar diye düşündüm ve bunun hesabını nasıl verecekleri korkusu geldi aklıma. Ama buna benzer o kadar yanlışlar vardı ki. Şimdide gelelim orucun bitiş anına bakın ne diyordu Rahman hatırlayalım. (sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın. ) Bizler Allahın gece olunca orucu tamamlayın sözünden gecenin zifiri karanlığını her nedense anlamamışız. Güneşin tamamen batıp havanın karardığı anı da anlamamışız, gündüzün geceye geçişi olduğunu doğru anlamışız da neden zifiri karanlıkta orucu başlatmışız anlamak çok zor. Günümüzde akşam namazının okunduğu vakti hatırlayın gecenin zifiri karanlığı değil, ama gecenin başladığı ilk zamanlar. İşte Yaradan oruca başlama vaktinin de verdiği örnekte olduğu gibi, yani baktığımızda bazı şeylerin hala fark edildiği bir zamanı tarif etmesine rağmen, bizler kendi düşüncelerimizi kurandandır diyerek Rabbi ne yazık ki görmezden gelmişiz. Allah bizleri affetsin.
Amacım yanlış olan bir konuyu gündeme getirmek ve yolumuzun gerçekten kuran yolu mu olup olmadığını hatırlatmaktır. Ben Rabbin kitabından anladıklarımı aktardım, Allah yanlışlarımı affetsin. Rabbim sizlere akıl verdim düşünün ve aklınızı çalıştırın diyor. Bizler ne yazık ki aklımızı bir kenara bırakmış birilerinin düşünceleriyle iman eder olmuşuz. Geri dönüşü olmayan yola girmeden önce emanet verdiğimiz aklımızı lütfen geri alalım, yoksa çokkkkk ama çokkk pişman oluruz. Rabbim inşallah oruçlarımızı sağlık içinde tutmamızı nasip eder ve katında kabul eder.
Dini Sohbet,Dini Chat;www.Nursohbet.Net

Parçalanmayın, Parçalara Aldanmayın…

Ali imran 103
Hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölunup parçalanmayın; Allah’ın uzerinizdeki nimetini hatırlayın. Birbirinizin duşmanı idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırıp kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler haline geldiniz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz; sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki, doğruya ve guzele yol bulasınız.

Dinin tek kaynagı Allahın kitabıdir ve dolayısıyla Kurandır.
Bu gercegi göz önunde bulundurarak baslamis bulunuyorum bu yazıyi yazmaya.Bunun aksi yönde mezhepler de veya hadisler de dinin kaynagıdir diyen kimse,tutarsızdir.Mezhep kuruculari ve hatta Paygamber dahil kendi istegi dogrultusunda dine ekleme yapamaz..Peygamber konusmustur elbette ki ama dine kendince hükum koyamaz..Soyledikleri dinin hükmu sayilamaz..
Din yalnizca Allahindir.
Bakin Hakka suresin de yuce Allah ne diyor
Hakka
44 eger bazi sozleri bizim laflarimiz diye ortaya surseydi
45 yemin olsun ondan sag elini koparirdik
46 sonra ondan can damarini mutlaka keserdik
veya
Araf
203 Onlara bir ayet getirmediğinde, “Onu da şuradan buradan derleseydin ya!” diye konuşurlar. De ki: “Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum.
Eger kisaca peygamberin sünnetinden de bahsedeceksek,Peygamberin sünneti demek kurana uymak demektir.Giyim kusamla peygamberi taklit etmek, sunnet demek degildir..Peygamber sag eliyle su iciyordu demek, peygamber hurmayi boyle yiyiordu demek ve bu gibi uydurulmus seyleri insanliga din diye anlatmak, nasil bir yanilmadir,nasil bir körlüktur bilemiyorum.Yuzyillardir din diye insanlara bu ve benzeri seyleri anlattilar..Hadislerin cok ama cok buyuk bir bölümü Buhari Hanbeli Muslim gibi insanlarca, peygamberin ölümunden 250 sene sonra toplanmis,derlenmis,buyuk kismi kuran ruhuna aykiri sozlerdir..
Ve özelliklede yine büyuk bir bölumu, siyasi ,sosyal, ekonomik, kulturel cikar ve bunlar gibi sebelerle uydurulmus olup islamin,kuranin ruhuna aykiri bu sozlerin din ismi adi altinda yasanmasi ve yasatilmasi ne yaman bir celiskidir.
Asil konumuza dönecek olursak,Ali imran 103 ayetinde ki allah in ipine yapisin tabiri dururken,insanlar bölunmek,bir seyler uydurup ona korkunc sekilde baglanmak,ayri ayri yollar edinmek icin,o kadar cok didinmisler ki ve bunda da malesef basarili olmuslardir..Keske bunca didinme,gercekte Kuran ne istiyor konusu uzerine gösterilmis olsaydi.Kaldi ki islam tarihinde ki bir cok parcalanmanin ana sebebi siyasi olaylar olmustur. Fakat bu siyasi ayriliklarin inancsal anlamda,düsüncede,pratikte degisime ugramis olmasida enteresandir..
Allah in ipene yapismak.O ipe sımsıkı sarılıp,o ipin size gosterecegi yoldan baska yol tutmamak.Nedir allah in ipi ?ip elbette ki ayette mecazen kullanilmistir. Ama biz bu ipin ne oldugunu yine kuran dan ogrenmekteyiz.
LOKMAN Suresi
22. Kim, guzel davranarak tumuyle Allah’a yonelirse en sağlam bağa sarılmıştır.
Daha genis anlamiyla Allahin ipi kuran da ki emir ve yasaklardir.Baglanmak icin var olan tek sey Allahtir..Ve dolayisiyla Kurandir.En saglam bagdan kasit elbetteki Allah a varan guzergahtir. Yasaklariyla,emirleriyle,istekleriyle, sarp yokuslariyla Allah a varmak icin gidilecek olan bu yolun yol haritasida Kurandir.
Peki yuce yaratan ne istemis bizden?Kuran boyunca ayrilmamaya neden bu kadar cok dikkat cekmis.?Ali imran 103.ayetinde ki vurguya dikkat ediniz.
Firkalara bolunup parcalanmayin..Allahin uzerinizde ki nimetini hatirlayin.Birbirinizin dusmani idiniz Allah kalplerinizi uzlastirip kaynastirdi da onun nimeti sayesinde kardesler haline geldiniz..
Bu gun ayni dinden olan insanlarin,sirf mensubu olduklari mezhepler ugrana birbirleriyle ,zamaninda ve hatta bu gun dahi nasil savastiklarini ve birbirilerinin yanlis yolda olduklari dusuncesiyle, inancsal anlamda beraber duramadiklarini görursunuz. Allah in ayette ki nimeti ve getirisi(beraberlik,huzur) bir yana bu gun ki durum bir yana ..Dikkat edin aralarinda elbette ki daglar kadar fark var..Bu gun insanlar sen sünnisin sen alevisin sen siisin hanefisin safisin vs vs diye birbirilerine yabanci gozlerle bakiyorlar ,yetmiyor kötülüyorlar, o da yetmiyor öldurmeye kadar gidebiliyorlar bu anlamsiz kin ve nefret yüzunden. Seytan hic ama hic bos durmuyor..
Ulkemizde de maalesef benzeri olaylar yasandi ..78 maras olaylari bunun en carpici ornegidir..Gerci o olaylarda ki gaye her ne kadar siyasi bir kaynaktan gelip, karisiklik ,huzursuzluk cikararak bu karisikliktan yararlanmak istemiş olsa da ,bu olay pesi sira gelen yillara kin ve nefret tohumlari ekmistir..Yani ayet sanki diyor ki ,nimetimle sizi bir araya topladim ,tekrar dusmanlar haline gelmemeniz icin size bolunup parcalanmamayi emrediyorum..Parcalanirsaniz dusman olursunuz, dusman olursaniz yok olursunuz…ve Atesten bir cukurun kenarinda kendinizi bulursunuz;.Ayrilik hele ki inanc konusunda ki ayrilik hele ki siyasi sosyal ekonomik menfaatlarde isin icindeyse ,her zaman yikim getirir..Demis ki hep birlikte size isik tuttugum yoldan yol alin bana varmak icin.Demis ki eger inaniyorsaniz ve benlikleriniz icin birseyler gondermek istiyorsaniz ,hep beraber birlik icinde size haber verecegim daha dogrusu verdigim bu yoldan ayrilmadan ,sapmadan ,dosdogru yürüyün demis.
Peki ya bu gün durum nedir diye soracak olursak? Bu günun durumunu genel islam cografyasi dahil ve bizim ulkemizde ki durumada bakarak cok kolay anlayabiliriz.Inananlara muslumanlik yetmemis,ayetler bu derece ortadayken, uyarilar bu derece acikken, bolunmus durmus insanlarin cogu.O kadar doymamis ki bölunmeye ,bulundugu mezhep icinde dahi bir daha bolunmus..
Mezhepler,yani mensubu oldugu dinin ya da mensubu oldugu dinden ben bunu anliyorum diyerek,kendisine yeni bir yol yorum hatta yöntem secen; cogu zaman asiriya kacan,hatta inanilmazdir ayetler ortadayken ,mensubu oldugu dine kendince hükum ekleyen ,kendi aralarinda celiskili olan ogretilerdir.Ögreti demekte ne kadar dogru bilmiyorum ama biz bu yazi icersinde oyle diyelim.
Bazilari en masumane dusuncelerle kurulmus olabilirler ama,bu yapilarin bu gune getirisi , inanc bazinda ayriliktir.Abarttigimi dusunmeyin ,mezhep tarikat onderlerine ve ogretilere kurandan daha cok sahip cikan insanlar var ..Yan yana namaza duaya durmayan insanlar var.. Birbiri aralarinda evlilik yapmayan insanlar var.. Ve inanamayacaksiniz ama bana Kuran dan delil getirme diyebilen insanlar da var maalesef..
Dort hak mezhep.Cok duymussunuzdur bu cumleyi.Mezheplerin olmasi gerektigini savunanlar dahil ,bilmiyorum hic düsundunuz mu ya da su soruyu sordunuz mu?
Neye gore hak? Kime gore hak? Bunun sana goresi bana goresi elbette ki olamaz..Daha kendi aralarinda dahi anlasamayan bu yapilarin hak olmasi mümkun mü; bunu da düsunmek lazim mesela.Nedir bu dort hak mezhep sayalim. Hanbeli mezhebi,Hanefi mezhebi,Maliki mezhebi,Safi mezhebi.. Ve bu mezhepler icinde de onlarca ayri ayri mezhepcikler ,yollar ,tarikatlar ,mektepler vs var. Saymaya kalksak o kadar cok isim cikacak ki ortaya.Kaldi ki bunlar sunni ekolunun mezhep ve mezhepcikleri.
Bir de Sia taraftarlarinin fikih mezhepleri mevcut.Caferi fikhi,ismailyye fikhi,zeydiyye fikhi..
Yine bunlar da kendi iclerinde ayri ayri bir cok yol mektep goruslere ayrilmis durumdadirlar..
Ben kendi özgür dusuncem dogrultusunda ,islam in mezhepler ,yollar ,türlu türlu yorumlar olmadan anlasilmasi düsüncesindeyim..Mezhepler ayrilik getirir ,mezhepler karisiklik ve anlasmazlik geitirir.Kaldi ki mezheplerin getirdikleri ayrilik, baskalarinin ekmegine de yag surmektedir..
Örnegin bir mezhebe gore haram olan bir deniz urunu olan midye, baska bir mezhebe gore haram degildir.. Nasil hak mezhep simdi bunlar ?.
Hak olan bir seyde ne celiski ne de ayrilik olur..Hatta daha da ileri gidelim, bir mezhebe gore dinden cikanin hukmu ölümdür.Gelin bu iki mezhebsel hükumlere , Kuran ne diyor bir bakalim.Deniz ürunu olan midye ornegi..
Nahl
14. Ve O’dur ki, içinden taze bir et yemeniz ve kuşanacağınız bir sus çıkarmanız için denizi emrinize vermiştir.
Deniz ürunleriyle ilgil bir ayet.Siz bu ayette denizden cikan taze bir urunun haram olduguna dair bir isaret gorebiliyor musunuz?Kuranda haram kilinan seyler bellidir..
Bakara
173. Allah size leşi, kanı, domuz etini, Allah’tan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Ama zorda kalanın, sınırı aşmadan, şuna-buna haksızlık ve tecavuze gitmeden yemesinde kendisi için gunah yoktur. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Bir mezhebin dinden cikan öldürulur hükmu bir yana dursun Kuranda kuranla alay edenlere dahi fiziki bir yaptirimda bulunmak gibi bir hukum yoktur .Tam aksine, bu alayi yapanlar baska bir soze baska bir konuya gececekleri vakte kadar oradan ayrilinmasi onerilmektedir.
Kaldi ki tek basina dahi ,dinde zorlama olmaz hükmunde ayet vardir.Ve hatta Peygambere sen o inanmayanlar uzerine bir despot degilsin ,baski yapamazsin diye vahy ediyor yuce Allah.Buna ragmen mezhep, Allah in hukmuymus gibi dinden cikanin cezasi olumdur diye fetva verebilmistir..Yazik.
Allah kuran da nelerin haram oldugunu bu kadar acik bir sekilde belirtmisken, daha bir cok gida mezhepler tarafindan haram gorulmus ve hükum olarak mensuplarina dayatilmistir.Sadece gida olarak degil;mezhepler dis protezi kullanmaktan tutun daha bir cok seyde haram hukmunu utanmadan sıkılmadan din hukmuymus gibi insanlara enjekte etmislerdir.
Bakin maide 87.ayette Yuce Allah ne diyor..
Maide
87. Ey iman sahipleri! Allah’ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve guzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez.
Kuran oyle bir kitap ki ;herseye, helede bu gun ayrilik icinde olanlarin ayrilikta oldugu konular dahil ,her konuya mutlaka bir cevabi vardir..
Mezheplere rahmet diyenler bilmez ki mezhepler rahmet degil felakettir.. Dinlerini parca parca edenler tabirini kullanan kuran oyle bir tokat vuruyor ki aslinda, bakin kuran ne diyor parcalara ayrilanlara..
Enam
159. Dinlerini parça parça edip hiziplere bolunenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara yapıp ettiklerini haber verecektir.
Gaybi bilen Allah o zamana ve bu zamana oyle bir gönderme yapiyor ki mezhepciligi ve kendi mezhebini, mensup oldugu dine yamayan insanlar sadece bu ayeti oturup düsunseler keske.
Sadece objektif olarak düsunseler ne olurdu sanki..Ve herkes kendi mezhebiyle övunür,en dogru yol onlarin yoludur.Dikkat edin hep biz diye konusurlar bu sacma övünc icerisinde olanlar.Biz,bizden,bizim yolumuz,bizde,bizden mi ?
Acaba öyle mi? Bakin Kuran ne diyor?
Rum
32. Onlardan ki, dinlerini parçalayıp hizipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övunur.
Yüce Yaratıcı biz inananlara kuran da bir isim vermistir.Bizlere müslüman demistir. Allahin bize kuranda verdigi isim muslumandir,mumindir.
Nedir musluman?Allaha yonelip tum hisleriyle varligiyla ALLAH a teslim olan demektir.
Yuce Allah bize kuranda musluman ismini vermisken,ben,biz,siz hangi hadle ve hangi curetle Allahin bana verdigi bu ismin yanina baska bir isim eklerim bunu sorgulamak lazim.. Allah in seni adlandirdigi ismin yanina hatta ustune,baska bir etiket koymanin vebali düsünulmelidir..
Hac
78. Allah sizi, onceden de şu Kitap’ta da “Muslumanlar/Allah’a teslim olanlar” diye adlandırdı ki, resul sizin uzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar uzerine tanıklar olasınız
Etikete hic ama hic gerek yok,etiketler cogaldikca bize getirisinin ne oldugu konusuna yukarida degimistik..Her sey bir yana,mezhepleri dahi dinin kaynagi olarak gören insanlar var..Mezhebim ne der,ben bir mezhebime tarikatima danisayim, mezhebim buna izin veriyor mu derecesine gelmis bir inanc sirk barindirir..
Ve Allah kuran boyunca sirk in ne kadar buyuk bir gunah oldugunu defalarca dile getirmistir.
Ve isin bir kotu yani da bu mezhepler altinda olusan tarikatlar mevcuttur ki onlarda ki durum da cok vahimdir.Tarikat liderinin ayagini etegini open,o liderinin agzindan cikan her kelimeyi kutsal sayan ,o kelimeyi kurandan saymaya varabilicek derecede sirk ornekleriyle doludur belli tarikat yollari.Ayrilik varsa sömuru vardir.
Sömuru varsa felaket vardir,sirk vardir,yanlis vardir,koyun olmak vardir ve haliyle suru olmak,
Sonuc olarak aklima su soru geliyor.Peygamber mizin bir mezhebi var miydi?
Elbette ki yoktu.Ne sahabenin,ne 4 halifenin hic birinin bir mezhebi yoktu.Ve onlar hic bir mezhebe
tabi olmadan bu dini yasadilar.
Onlar bu dinin yanina hicbir isim koymadilar.Etikete ihtiyac duymadan yalnizca vahy ile ilgili olup yalnizca kuran i rehber aldilar.Bu gercegi bilmek pek de zor bir sey olmasa gerek..Düsunun sadece düsunun..Belli yapilarin sizi sömurmesine izin vermeyin..islam i yasamak istiyorsaniz Kurandan baska bir yol edinmeyin .
Parcalanmayin.
Parcalara aldanmayin..
Son olarak bir ayete daha dikkatinizi cekmek istiyor ve bu ayet uzerine dusunmenizi diliyorum..
Enam
50. Onlara şunu soyle: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!” Sor onlara: “Körle gören bir olur mu? Hâlâ duşunmuyor musunuz?”
Selam ve dua ile..
Dini sohbet,Dini chat;www.Nursohbet.Net

İbadet Nasıl Olmalıdır..

Biz insan oğulları ibadetlerimizi nasıl yapmalıyız diye hiç bir zaman düşünmeyiz.. Aslında ibadetlerimizi yaparken içten ve Allah Rızası için olması gerektiğini unuturuz.. İbadet Eden ve Hac vazifesini Yerine getiren Müslüman alemi Başlıca Şunlara Dikkat Etmelidir;

1:Kesinlikle ve Kesinlikle Yalandan Kaçınılmalı..
2:Ticaret Yapıyorsak Hakkından Fazlasını Almamak
3:Dedikodu,Gıybet ve Fitnelikten Uzak durmalıdır..
Kısacası İbadetlerimizi Görünüş olsun diye değil,Yapmamız gerektiği için Yapmalıdır..
Dini Sohbet,Dini chat;Türkiyenin En iyi Dini Sohbet Sitesi;www.Nursohbet.Net

Oruç,Namaz,İbadetin Önemi..

Sevgili Dostlar Dinimizin Ana temeli,İman Ve Namazdır Her zaman. Yaptığımız ibadetlere her zaman dikkat etmeliyiz, mesela Bir oruç Tutuyor isek Sadece midemizin boş ve aç kalması değildir. Oruçumuzu tutarkende her şeyimize dikkat etmeliyiz,gözlerimize düşüncelerimize ve kısacası beynimiz ile birlikte oruçumuzu tutmalıyız.. Kötü düşüncelerimizden,gıybet’ten ve fesat konuşmalardan uzak durmalıyız her zaman .. Namazlarımızıda iştirak ederken sadece görüntü olsun diye kılmamalıyız.. Namazlarımızı kılarkende tüm kötülüklerden uzak durmalı,insanlarımızı yaptıgımız ibadet ve sohbetlerimiz ile beraber kılmayan kişilerinde kılmalarına teşviklerde bulunmalıyız..

Dini sohbet,Dini chat;Türkiyenin En iyi dini Sohbet Sitesi;www.Nursohbet.net

Ramazan Ayının Mucizeleri,Oruç ve Önemi..


Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Peygamber Efendimiz S.A.V Zamanında 2 tane Kadın ikindidi vakti açıkmışlar ve niyetlendikleri oruçlarını bozmak istemişler. Yoldan gelen Zaat’a Peygamber efendimize Sorarmısınız Demiş Bizler çok Açıktık Orucumuzu bozmak istiyoruz bu konudaki Talimati nedir bizlere bildirebilirmisin demiş..
Zaat Peygamber Efendimiz S.A.V yanına giderek konuyu Hizah eder.. Peygamber Efendimiz S.A.V ‘de zaat’a Şunu der.. Sana 1 adet bardak vereceğim,bu Bardağın yarısını 1 bayan diğer yarısını da diğer bayan midelerinde bulunanları çıkartsınlar.. ilk olarak soruyu soran Bayan Bardağın İçine Kusuyor ve Bardak yarısına kadar ”KAN ve ET” parçacıkları çıkıyor.. Diğer Bayanda Bardağın Diğer Yarısına Kusuyor oda ”KAN ve ET ” parçacıkları çıkartıyor.. Bunları gören Zaat hemen bardağı alıp Peygamberimiz Hz.Muhammed S.A.V efendimizin yanına Gider Ve Peygamber Efendimize Sorar bu Bardak Neden Boyledir Efendim der; Peygamber Efendimiz S.A.V der ki ; O 2 Bayana Söyle Zaten onlar oruçlarını bozmuşlar.. Tutmasalarda olur ve Zaatte derki ama efendim bir şey yemediler ki nasıl bozmuş olabilirler,Peygamberimizde Hemen Şunu der; Bak Bardak Kanlı ve Et Parçacıkları ile dolu dimi der,Zaat’da Evet Efendimder,, Bu Kan ”GIYBET” demektir… Oruçlu iken bu iki Bayan Yanyana Gelip ‘GIYBET” ettiklerinden dolayı Zaten oruçlarını bozmuşlardır der..
Ramazan,Dini Sohbet,Dini Chat,Ramazanın Önemi;www.Nursohbet.Net

Sünnetimizi Doğru anlamamız Gerekli…


Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

SÜNNETİ DOĞRU ANLAMAK – 1
Sünnet Nedir?
Malumdur ki gelenekçi din anlayışında “din” denince akla Kur’an ve Sünnet gelmekte… Sünnet deyince ise akla ilk olarak peygamberin giyimi, kuşamı, sarık, sakal, kullandığı araç gereçler (misvak gibi), yürüyüşü, yatışı, yemesi içmesi (yemeğe tuzla başlamak vb.) davranışları vb. gelmektedir… İnsanlar sünnet olarak dini anlamda sevap kazanmak ya da Allah’ın rızasına muvafık olmak adına sarık sarmakta[1], cübbe vb. kıyafetler giymekte[2], sakal bırakmakta[3], diş fırçası veya macunu kullanmak yerine ellerinde, ağızlarında misvakla gezmekte[4], suyu sağ elleriyle içmeye[5], yemeğe tuzla başlamaya özen göstermekte vb. davranışlarda bulunmaya çalışmaktalar. Hatta bu işi daha da ileri götürenler radikaller peygamberin tavsiye ettiğini ileri sürerek örneğin her türlü hastalıktan şifa için hacamat yapmakta[6], hatta deve sidiği içmekte[7], gözlerine sürme çekmekte, saçlarını uzatmakta ve örmekte[8], ve daha nice şekilsel uygulamaları din adına icra etmekte ve zaman zaman bu uygulamaları çevresindekilere de “din” diye dayatmaktalar…
Oysa gerçekte ne peygamberin giysisi dindir, ne de kullandığı misvak!
Biraz daha detaylı olarak bakacak olursak; peygamberin kendi toplumunun örfüne göre giyindiğini, kendi zamanının ve şartların elverdiği ölçüde en temiz ve nezih bir şekilde temizlenmeye, ağız-diş temizliğini o zamanki bilinen imkanlarla yapmaya çalıştığını, çöl iklim şartlarından, güneşten ve toz fırtınalarından korunmak için o zamanki müşrik mümin ayırt etmeksizin nerdeyse her erkek gibi başına örtü örttüğünü, tekstil, terzilik, kuaförlük vb. zanaat dalları günümüzdeki gibi yaygın olmadığından ve diğer bazı sosyo-kültürel sebeplerle temiz tutmaya azami gayret göstermek kaydıyla –mecburen- sık sık tıraş olmadığını ve bu nedenle saç ve sakallarının çoğu zaman –yine o devirdeki hemen her erkek gibi– uzun olduğunu ya da daha rahat bulunabilirliği, kullanışlılığı ve yerel ve kültürel olması hasebiyle tek dikişli, uzun cübbe veya benzeri boydan elbiseler giydiğini, seyahatlerinde deveye bindiğini, ok, mızrak, at vb. araç gereçler kullandığını söyleyebiliriz. Hatta bir adım daha ileri giderek yaşadığı tüm zorlukların yanında tüm bunların peygamberin farkında, umurunda ve gündeminde olmadığını bile söyleyebilirim…
Günümüzde kendilerini sünnet ve peygamber aşığı olarak adlandırıp ona benzemek ve onu taklit etmek adına güya onun gibi giyinip, sarık sarıp, sakal bırakanlar, misvak kullananlar ve bunları çok büyük sevap adı altında dini uygulamalar olarak, hatta “din” olarak başkalarına da dayatanlar var… Bizler “bu sayılanların din ile bir ilgisi yok, bunlar o zamanda peygamberin içinde bulunduğu toplumun sosyo-kültürel şartlarına göre şekillenmiş kültürel şeylerdir” dediğimizde “Öyle şey mi olur? Bunlar peygamberin sünnetidir. O her ne yapmışsa en iyisini yapmıştır” demekteler…
Fakat aynı insanlara “O halde neden peygamberin bindiği gibi şehirlerde sizler de deveye, ata binmiyorsunuz da son model ciplere, Mercedeslere, uçaklara biniyorsunuz; ülke savunmasında kılıç, ok vb. şeyleri yeterli görmüyorsunuz da en gelişmiş silahları kullanıyorsunuz, toprakla, killle, taşla temizlenmek yerine temizlik malzemeleri, deterjanlar kullanıyorsunuz, kağıtlara derilere mektup yazmak yerine tabletler, bilgisayarlar kullanıyorsunuz, kandiller ya da gazyağı lambaları yerine florasan lambalar kullanıyorsunuz? vb.” diye sorduğumuzda ise bu kez de özetle “Şimdi zaman değişti… Artık deveye binilir mi?” demekteler…
Evet, gerçekten de şimdi –mecburi bölgeler ve şartlar dışında- ulaşım için deveye binilmez. Zira gerçek şu ki; zaten sünnet olan devenin kendisine binmek değil ulaşım için imkanın elverdiği ölçüde zamanının en iyi, en kullanışlı binek aracına binmek ve ondan faydalanmaktır. Zira deve çöl şartlarında ulaşım için kullanılabilecek en kullanışlı araçtı ve o zamanlar karayolu, otobüs, cip ya da uçak yoktu…
Keza; sünnet olan dişine olur olmaz her yerde misvak sokmak değil, ağız ve diş sağlığına azami özen göstermek, bunun için kendi zamanındaki en uygun aracı kullanmaktır. Misvak o zamanlar bunu sağlayacak en kullanışlı araçlardandı. Zira o zamanlar diş fırçası ve diş macunu yoktu… Amaç dişlere misvak sürmek değil, ağız ve diş sağlını korumak olduğundan yapılması gereken bugün bunu sağlayan en iyi araç gereçleri kullanmaktır. Sünnet olan budur.
Keza; Sünnet olan toz ve topraktan korunma amacıyla zaten o zaman o bölgede yaşayan herkesin sosyo-kültürel zorunlu giyim şekli olan başa sarılan örtüyü kutsallaştırmak değil, toplumun örfüne, coğrafyaya ve iklim şartlarına ve ahlaki sınırlara ve insan onuruna yakışır bir şekilde giyinmektir. Zira çölde kutub elbiseleri giyilemeyeceği gibi kültürel olarak japon kimonosu da giyilemez ve giyilmemiştir. Giysi şeklini dinleştirmek bir milletin şeklini dinleştirmektir, Arap milliyetçiliğidir.
Keza; Sünnet olan saç, sakal, bıyık uzatmak, kısaltmak değil elinden geldiğince kendine yakışır bir şekilde temiz ve bakımlı olmaktır. Sünnet olan uzun entari ya da cübbe giymek değil kendi yaşadığı dönemin ve toplumun örfüne, insanlığa, genel ahlaki kaidelere uygun bir şekilde giyinmek, kuşanmaktır. Sünnet olan bundan yaklaşık 1400-1500 sene önceki bilgilerle sınırlı yerel birtakım tıbbi tavsiyelere uymak değil, kendi zamanının en gelişmiş ve en ileri tıbbi şartlarından faydalanmaktır. Sünnet olan peygamberin kılık, kıyafetini; onun saç ve sakalını, su içme şeklini taklit etmek değildir. Asıl sünnet olan onun ahlakıyla ahlaklanmak, onun gibi emin, dürüst, güvenilir, merhametli, şefkatli, sadık, cesur, vefakâr, temiz, eşlerine, kadınlara, insanlara karşı anlayışlı ve şefkatli, sabırlı, metanetli, davasına sadık, izzetli, onurlu ve yalnız Allah’a dayanan bir kul olabilmektir. İşte bizim yapmamız gereken sünnete uyacağım diyerek kutuplarda cübbeyle dolaşmak değil; ahlaken Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak yani onun gibi olmaya çalışmaktır…
Taklit bilinçsiz ve amaçsızca yapılan bir eylemdir. Sünneti peygamberi taklit olarak yorumlamak eylemlerinde bilinçsizliği ve amaçsızlığı da beraberinde getirir… Olması gereken biçimci anlayışla ve şekilcilikle körü körüne peygamberi taklit değil; ondaki üstün ahlakı, vefayı, yeryüzünde tek başına kalmasına rağmen tüm zorluklara karşı beşeri iradesini tüm gücüyle doğrudan yana kullanmasını, yaptığı eylemlerindeki akıl ve feraset dolu nihai gayeleri keşifle onun bu yöntemini (sünnetini) günümüzde de cesaretle takib etmektir…

——0——————–00——————————–00————————–000—————————00————
[1] Gelenekte sarıklı kılınan namazın diğerlerine nazaran onlarca kat sevab olduğuna dair anlayış hakimdir.
[2] Gelenekte cübbe, yakasız gömlek veya arap fistanlarının islam kıyafeti olduğu anlayışı hakimdir.
[3] Sakalı kesmenin haram olduğuna dair hüküm mevcuttur.
[4] Tarihte misvak kullanmayanlara karşı savaşa dair fetva bile alınmıştır. Oysaki alınması gereken örneklik ağız ve diş sağlığına önem vermek olmalıydı.
[5] Sol elini kullanmak neredeyse şeytana hizmet etmekle ilişkilendirilmiştir…
[6] Malumdur ki peygamber bir Yahudi kasın tarafından zehirlenmiştir. Ve pek dile getirilmese de kaynaklara göre bu zehrin tesirini 3 sene kadar hissetmiş ve neticede be zehrin tesirinin de etkisiyle hastalanarak vefat etmiştir. İşte hz. Peygamber o günkü tıb bilgileri ve imkanları çerçevesinde vücudundan bu zehri atabilmek amacıyla hacamat, kan aldırmayı sık sık yapmıştır. Fakat maalesef onun o günkü şartlarda sınırlı tıb imkanlarıyla yapmış olduğu bu ve benzeri uygulamalar sanki tüm devirlerde tüm dertlere devaymış gibi lanse edilmiştir.
[7] Şifa niyetinde deve sidiği içen hacıların ölmesi çok yakın zamanda vukuu bulan bir hadisedir.
[8] Peygamberin saçını zaman ve zeminin elverdiği, imkanlarının ve kişisel tercihinin izin verdiği ölçüde kestiği de uzattığı da malumdur.
DiniSohbet,Dini Chat;Nursohbet.Net

Cehhennemden Az Yanılıptamı Çıkacağız..


Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Warning: htmlspecialchars(): charset `UTF-7' not supported, assuming utf-8 in /home/nursohbe/public_html/wp-content/themes/time/drone/dronehtml.class.php on line 2

Müslümanım diyenlerin inandığı bir başka yalan da, ‘Cehennemde biraz yanıp çıkarım’ hurafesi. İnsanlar üç beş gün cehennemde takılıp, Cem Yılmaz’ın anlattığı gibi biraz bronzlaşıp cennete gideceklerini düşünüyorlar zannedersem.

Kuran’da, onlarca ayette azabın da ödülün de sürekli olduğu geçer:
Suçlular, cehennem azabında ebedi kalıcıdırlar.
Zühruf Suresi, 74
Kalbinde zerre kadar iman bulunan kişi cehennemden kurtulur iddiasının da hiçbir dini dayanağı yoktur. Böyle Kuran’da olmayan ifadeler tamamen Cübbeli’nin ve geçmişte yaşamış ölmüş cübbelilerin iddiasıdır.
Hadi girin cehennem kapılarından; sürekli kalacaksınız orada. Gerçekten kötü yermiş kibre sapanların barınağı.
Nahl Suresi, 29
Cehennem, bir arkadaşa bakıp çıkabileceğiniz bir yer değildir. Kuran’da, ‘Cezası bitenler cehennemden çıkarılıp cennete koyulurlar.’ benzeri bir ifade asla yoktur. ‘Cehennemden cennete geçiş’, ‘Cehennemliklerin bir süre sonra cennet nimetlerine konması’, ‘Eninde sonunda herkesin cennetlik olması’ gibi ifadeler tamamen uydurmadır. Kuran’da böyle tek bir ifade geçmez.İşimize geldiği için biz bu tip uydurmaları severiz.Oysa görünen o ki, asıl bu tip uydurmaları sevmemiz bizi ilerde azaba mahkum edecektir.
İş onların sandığı gibi değil. Kötülük ve çirkinlik kazanan, suçu kendisini kuşatmış olan kişiler, ateşin dostudurlar. Sürekli kalacaklardır orada.
Bakara Suresi, 81
Orada sürekli kalıcıdırlar; ne azap hafifletilecektir onlardan ne de yüzlerine bakılacaktır onların.
Ali İmran 88
Dini Sohbet,Dini ChatTürkiyenin En iyi Dini Sohbet Sitesi;www.Nursohbet.Net

Secde

“Namaz” kelimesi Türkçede kıyam, rüku, secde gibi kısımları olan Allah’a kulluk etmek amacıyla yapılan bir ibadeti ifade eder. Kelimenin Türkçede başka bir anlamı yoktur. “Namaz” kelimesi Arapçadaki “salat” kelimesinin Türkçe karşılığı olarak kullanılır.
Günümüzde üzülerek tanık oluyoruz ki Kuran’ı Kerimde geçen bazı Arapça kelimelerin mevcut Türkçe karşılıklarının yanlış olduğu iddia edilerek Arapça kelimelere yeni Türkçe karşılıklar verilmeye çalışılıyor. Salat (namaz) ile ilgili bu yazımda, sırasıyla secde, rüku, huşu ve salat (namaz) gibi kavramlara değineceğim. Son olarak ise Kuranı Kerim’deki Arapça kelimelere Türkçe karşılık olarak yeni anlamlar türetmenin yanlış bir davranış olduğunu ayetlerle anlatmaya çalışacağım.
İlk olarak Secde konusuyla başlayalım.
Secde
Secde, Allah’a kulluk etmek amacıyla eğilerek yüzüstü yere kapanmaktır. Allah’ın aksi bir emir vermesi müstesna olmak kaydıyla dinen yalnızca Allah’a secde edilmesi gerekir. Yaratılmış bir varlık, kendisinden üstün yada bilgili gördüğü için yaratılmış başka bir varlığa secde etmez.
Ve meleklere: “Adem’e secde edin.” dediğimiz zaman iblis hariç, hemen secde ettiler. (İblis) direndi ve kibirlendi. Ve kafirlerden oldu.
(Bakara 34)
Yukarıdaki ayet, Allah’ın emriyle Allahtan başkasına secde edilmesinin bir örneğidir. Melekler, Adem’i kendilerinden üstün yada bilgili olarak gördükleri için değil, Allah kendilerine Adem’e secde etmelerini emrettiği için Adem’e secde etmişlerdir.
Kitabımızda Allahtan başkasına secde edilmesiyle ilgili istisnai bir örnek de Yusuf suresinde görülür.
Yusuf , babasına şöyle demişti: “Babacığım, gerçekten ben on bir yıldız, güneş ve ay gördüm. Onları bana secde eder (vaziyette, durumda) gördüm.”
(Yusuf 4)
Ve anne babasını tahtın üstüne çıkarttı. Ona secde ederek eğildiler. Yusuf şöyle dedi: “Ey babacığım! Bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Rabbim onu hakikat kıldı. Ve beni zindandan çıkardığında ve şeytan, benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra sizi çölden getirdiğinde bana ihsanda bulundu. Muhakkak ki; benim Rabbim, dilediğine lütuf sahibidir. Alîm (en iyi bilen) ve Hakîm (en iyi hüküm veren, hikmet sahibi) olan muhakkak ki; “O” dur.
(Yusuf 100)
Yukarıdaki ayette anlatılan secdeyi “Allah’a ortak koşmak” yada “kula kulluk etmek” olarak değil, Allah’ın bir hikmetiyle Yusuf’un rüyasının gerçekleşmesi olarak düşünmeliyiz.
Yalnız Allah’a secde edilmesi gerektiğiyle ilgili ayetler:
Onu ve kavmini Allah’ın yerine güneşe secde ederken buldum. Ve şeytan, onlara yaptıklarını süslemiş ve böylece (Allah’ın) sebîlinden (yolundan) men etmiş. Bu sebeple onlar hidayette değiller.
(Neml 24)
Gece ve gündüz, Güneş ve Ay, Allah’ın ayetlerindendir. Güneş’e ve Ay’a secde etmeyin. Eğer sadece O’na (Allah’a) kul olduysanız, onları yaratan Allah’a secde edin.
(Fussilet 37)
Yukarıdaki ayetler bize göstermektedir ki eğer sadece Allah’a kulluk ediyorsak yaratılmış olanlara değil, onları yaratan Allah’a secde etmeliyiz. Yukarıdaki ayetlerde Allah’tan başkalarına secde etmemizin bizlere yasaklanmış oluğunu görüyoruz.
Gerçeklerin açığa çıktığı gün, secde etmeye davet olunurlar. Fakat güçleri yetmez.
(Kalem 42)
Yukarıdaki ayette secde etmenin güç gerektiren bir eylem olduğunu görüyoruz.
Allah’ın Resul’ü Muhammed ve O’nunla beraber olanlar, kafirlere karşı çok şiddetli; kendi aralarında çok merhametlidirler. Onları rüku ederken, secde ederken ve Allah’tan fazl ve rıza isterken görürsün. Onların alametleri yüzlerindeki secde izleridir. İşte bunlar, onların Tevrat’taki ve İncil’deki vasıflarıdır. Filizini çıkaran sonra onu kuvvetlendiren, böylece kalınlaşan, sonunda gövdesi üzerinde yükselen, çiftçilerin hoşuna giden ekin gibidir. Onlarla kafirleri öfkelendirmek içindir. Ve Allah, onlardan iman edenlere ve salih amel yapanlara mağfiret ve büyük mükafat vaadetti.
(Fetih 29)
Yukarıdaki ayetten de secde ve rüku gibi eylemlerin başkaları tarafından gözlemlenebilen eylemler olduğunu anlıyoruz. ( Ayette “Onları rüku ederken, secde ederken görürsün.” ifadesi geçiyor.)
Ve artık, gecenin bir kısmında O’na secde et. Ve geceleyin uzun uzun O’nu tesbih et.
(İnsan 26)
Ve artık gecenin bir kısmında ve secdelerin arkasından O’nu tesbih et.
(Kaf 40)
Yukarıdaki ayetlerden secdenin belirli bir zaman dilimi içinde yapılabildiğini ( Ayette “Gecenin bir kısmında” ifadesi geçiyor.) ve bu süreçte birden fazla yapılabildiğini (Ayette “secdeler” ifadesi geçiyor.) anlıyoruz.
Konuyu toparlayacak olursam: Secde, güç gerektiren, başkaları tarafından gözlemlenebilen, belirli bir zaman dilimi içerisinde yapılabilen ve o zaman diliminde tekrarlanabilen bir eylemdir.
Kuran ayetlerindeki kelimelerin anlamı dışına çıkarılıp kelimelere yeni anlamlar türetilmesiyle ilgili bir örnek olarak: “Secde” kelimesinin anlamı dışına çıkarılıp kelimeye ‘teslim olmak’ anlamı verilmesini gösterebiliriz.
“Secde” kelimesine “teslim olmak” anlamı verildiğini düşündüğümüzde:
İlk olarak: Secde, güç gerektiren bir eylemdi. ‘Teslim olmak’ eylemi kişinin kendini bırakmasıdır.Yani güç gerektiren bir eylem değildir.
İkinci olarak: Secde başkaları tarafından gözlemlenebilen bir eylemdi. Oysaki bir kişinin Allah’a teslimiyetini başkaları gözleriyle gözlemleyemez.
Üçüncü olarak: Secde, belirli bir zaman dilimi içerisinde (gecenin bir kısmında) tekrarlanabilen bir eylemdi. Dinimizde teslimiyet yalnızca Allah’a olur ve Allah’a teslim olanlara “Müslüman” denilir. Allah’a olan bu teslimiyet süreklidir. Gecenin bir kısmında Allah’a teslimiyet göstermek, başka zamanlarda göstermemek olmaz.
Dini Sohbet,Dini chat;www.Nursohbet.Net