İslami Sohbet Odaları

Sohbet Odalarına Şimdi Bağlan

Sohbet odalarımızda dini konularda sohbet edebilir,
aklınızda ki soruları kullanıcılarımızla görüşebilirsiniz.

 

 

 

Dini Sohbet Videoları

Çeşitli Konularda Dini Sohbet Videoları

Hocalarımızdan daha iyi bir Müslüman olabilmemiz için
yapılan sohbetlere ulaşabilirsiniz
.

NB Genel

Miras..

Miras konusuna girmeden önce Kuran’dan bir kaç detayı hatırlatmak istiyorum. İslam’da kadın ve erkek amel bakımından tam eşittir. Kuran’da hitap ”mümin erkekler ve mümin kadınlara söyle” şeklindedir. Kimse kimseye üstün değildir. Allah ayette
”Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.”
(Nahl Suresi, 97)
der. Üstünlük sadece takvaya göredir. Bu da Allah Katındadır.
”Allah Katında sizin en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.”
(Hucurat Suresi, 13)
Dünya hayatında kadın ve erkeği farklı yapan, biyolojik ve duygusal yapılarıdır. Allah her iki cinse de farklı özellik ve yetenekler vermiştir. Ancak bu özellikler, birini diğerinden üstün yapmaz. Erkek, fiziksel güç gerektiren konularda yeteneklidir. Kadının duygusal zekası ve doğurganlığı da erkeğin sahip olmadığı bir özelliktir.
Kuran’a göre erkek de kadın da çalışabilir.
“Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır.”
(Nisa Suresi, 32)
Ancak evin maddi olarak geçinmesi sorumluluğu erkeğe verilmiştir. Bu, erkeğin evde yönetici konumda olması manasına gelmez. Çünkü Allah, müminlerin tüm işlerini istişare ile yaptıklarını bildirir. Eşler arasında da bu durum geçerlidir. Erkek evi geçindirdiği için tek söz hakkına sahip değildir.
Nisa Suresi 34. ayette Allah, ”erricalü kavvamune alennisai” ifadesi ile, ”erkekler kadınları gözetir” ya da ”erkekler kadınların geçimlerinden sorumludur” der. Bahsedilen kadın; eş, kız kardeş, anne, kız evlat… olabilir.
Erkekler kadınları gözetirler. Zira Allah herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur…
(Nisa Suresi, 34)
Şimdi gelelim miras konusunda ateistlerin çok gündeme getirdiği Nisa Suresi 11. ayete;
“Allah size çocuklarınız hakkında öğütte bulunuyor. Erkek, kadının iki katı pay alır. “
Derinlemesine düşünmeden, muhakeme etmeden, Kuran’ın geneline hakim olmadan ayetin sadece bu bölümünü okuduğunuzda sanki kadın ikinci planda tutuluyor veya eziliyor zannedebilirsiniz. Oysa durum hiç de zannettiğiniz gibi değil. Şimdi ayetin son bölümüne bakalım;
“… Tüm bu paylaşma oranları, ölenin yaptığı vasiyetten ve borçların ödenmesinden sonra gelir. ”
(Nisa Suresi, 11)
Gözden kaçırılmış, belki de görmezden gelinmiş ilginç bir detay var burada. Mirasın tümü üzerinden erkeğe iki, kıza bir pay verilir demiyor dikkat ettiyseniz. Vasiyetten ve borçların ödenmesinden sonra kalan para veya mal için söyleniyor bu. Baba isterse kızı ve oğlu arasında eşit paylaştırabilir malını. Ya da yaşlılıkta kendisiyle kim ilgilendiyse ya da kimin daha fazla ihtiyacı varsa ona fazla pay verebilir. Sonrasında babanın borcu varsa, vasiyet dışında kalan parası vs… ile borcu ödenir. Hala kalan bir miktar mevcut ise o, erkek çocuğa iki, kız çocuğa bir olarak paylaştırılır.
Bu paylaşım, babanın evlatlarına bıraktığı miras için geçerlidir. Ve vasiyette adalet esastır. Bakara Suresi 180. ayete göre ölüm gelip çattığında kişinin vasiyette bulunması farz kılınmıştır. 182. ayette ise vasiyet edenin adaletsizliğe eğilim göstermesi durumunda tarafların arasının bulunması söylenmiştir.
Bunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse, artık ona günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Bakara Suresi, 182)
Bir de miras bırakan erkek veya kadının eşi ve çocuğu yoksa yapılan paylaşım vardır. Burada ölen kişinin kardeşleri erkek de olsa, kadın da olsa eşit paylaşım yapılır.
Miras bırakan erkeğin veya kadının, çocuğu ve eşi olmayıp bir erkek veya bir kız kardeşi var ise bu durumda herbirine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler, üçte biri paylaşırlar. Bu paylaşım vasiyetteki payların dağıtılmasından ve borçların ödenmesinden sonra uygulanmalıdır ki kimseye zarar verilmesin. Bu, Allah’tan bir vasiyettir. (Nisa Suresi, 12)
Şimdi yazımın ilk bölümünde verdiğim detaylara gelmek istiyorum. Nisa Suresi 34. ayette, kadınların (Anne, eş, kız evlat, kız kardeş) geçiminden erkek sorumludur hükmü vardı. Kadın ve erkeğe kazandıklarından pay vardır ayeti gereğince kadın da erkek gibi çalışabilir deniyordu. Ancak kadının çalışması, evi geçindirmek için değildi. Hayat müşterektir, kadın da evin geçimine katkı sağlayabilir elbette. Ancak Allah kadına bu konuda bir ayrıcalık sağlamış ve ne kadar zengin olursa olsun evin geçimi sorumluluğunu erkeğe yüklemiştir. Kadın kazandığını dilediği gibi harcamakta özgürdür.
Buradan varmak istediğim sonuç şudur;
1- Erkek mirasta, vasiyetten ve borçtan arta kalan parada iki pay alır. Ama aldığı pay zaten kayda değer olmayacaktır Allahu alem. Çünkü İslam’da ihtiyaçtan arta kalan malın tümü infak edilir. Yani yetime, yoksula, yolda kalmışa dağıtılır. Mal yığıp biriktirmek yasaktır. Miras olarak kalacak mal muhtemelen ev, iş yeri, araba, bağ bahçe, hayvan… olacaktır.
Kız kardeşinin, annesinin, evlenince eşinin geçiminden erkek sorumludur.
2- İslam hukukuna göre erkek, evlenirken kadına mehir vermek zorundadır. Mehir, kızın ailesine değil, direkt kadına verilen bir mal veya paradır.
Kadının ezildiğine ve geri planda olduğuna delil gösterilen bu ayette, Kuran’ı bütün olarak ele aldığınızda kadının, ne kadar el üstünde tutulduğunu görürsünüz. İslam, kadının en saygın olduğu, haklarının en çok korunup kollandığı yegane sistemdir.
Dini sohbet,Dini Chat;www.Nursohbet.Net

Tutarlı Olmak..

Fikir alişverişi yaptığım,konuştuğum,bazen tartıştığım ve haliyle bir sonuca varamadığım bazı insanlar diyorlar ki,biz islam ın ne içindeyiz ne dışında..Hem de ne deme?Zannedersin ki çok ilmi,derin bir felsefi argümanla desteklenmis bir edayla..
Felsefesini böyle adlandırıyor ve aklınca nedenlerini, daha doğrusu söylenti ve rivayetleri sıralıyor..Diyorum ki : böyle bir göruş olur mu ? Bir kere böyle bir savunmayı dile getiriyorsan eğer sen ,amiyane bir tabirle şunu demiş oluyorsun haberin yok.’’Bizim ne oldugumuz belli degil ..’’Elbette kendine bunu demiyorsun ama başta savunduğun ‘’ne icindeyiz ne dışındayız’’ düşüncesini,sağlam delil ve belgelerle desteklemez ve kanıtlamazsan,sana böyle derler..Ne oldukları belli değil derler.Kaldı ki sende bundan son derece rahatsız olursun doğal olarak.O zaman insanların bunu dememesini sağlamak icin ,dedigim gibi bu sözunün içini ,tarihi delil, kanıt ve belgeyle doldurman gerekecektir.Bir yol ,öğreti, felsefe adı her neyse bir yerde durur.Duruşu olur.Ne içindeyiz ne dışında nedir abi ? Neredesiniz kenarında mısınız ?Sınırında mısınız ?Üstünde misiniz ? Islam ın bir kısmını kabul ediyor ,bir kısmını kabul etmiyoruz mu diyorsunuz ?
Bakara
85 Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Böyle davrananların cezası dünya hayatında rezil olmak ve diriliş gününde de azabın en çetinine uğratılmaktan başka ne olabilir? ALLAH yaptıklarınızdan gafil değil.
Kalem
36. Neniz var sizin nasıl hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan mı ders görüyorsunuz?
Daha ne olduğu konusunda kararı olmayan bir öğretiye,ben şu gözle bakıyorum.Örneğin bir okul var ve ben bu okula gitmeyi düşünüyorum..ilim,fen,kimya,tarih öğrenmek için,düşüncem bu yönde yani .Ama o okul kayıt işlemleri sırasinda bana diyor ki,biz eğitimi hem destekliyoruz hem de desteklemiyoruz..Ya da diyor ki eğitimin ne içindeyiz ne dışında..Siz bu okula gitmeyi düşünür müsünüz ?Sayet ben dusünmem ..Bu okula gidenler,hedefledikleri, bekledikleri başariya en uzakta kalacak olanlardır..
Atalarindan gördükleri ezberci dini ,yolu ,yordami kültürü,gelenegi,mektebi vs.. sorgulmayanlar,sorgulamaya cesareti olmayanlar,ne idüğü belirsiz tali yollarda, ışıksız karanlıklarda ,dar ,sıg ve hatta bağnaz dünya goruşleri içerisinde kalmaya mahkum olacaklardır.
Rad
16. De ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? Hiç karanlıklarla aydınlık bir olur mu?”
Dini sohbet,Dini Chat;www.Nursohbet.Net

Zamanı Gelmiştir..

Bir derviş. Evden ayrılışında hanımına işe gidiyorum diyerek ayrılır, ancak doğru tekkeye gider ibadet ederdi. Akşam eve döndüğünde Hanımı:
– Yiyecek bir şeyimiz yok biliyorsun, elin boş mu döndün, dediğinde de
– Çalıştığım zat öyle cömertki… Ondan para istemekden utanıyorum. Ay sonunda ücretimin tamamını toptan verecek, derdi.

Ay sonu geldiğinde, yine evden ayrılmış, tekkeye gitmiş, ibadete koyulmuştu. Akşam eve döneceğinde bir düşünce kendisini aldı, ay sonu idi, hanıma ne diyecekti. Mahzun mahzun eve doğru yürüyordu. Sonunda eve yaklaştı. Evden leziz yemek kokuları etrafa yayılıyordu. Şaşırmıştı, kapıyı hanımı güler yüzle açar, içeri girerler olanları kocasına şöyle anlatır:
– Kimin yanında çalışıyorsan bey, gerçekten cömert biriymiş. Öğle sıraları idi, nur yüzlü iki zat kapıyı çaldı:
“Bunlar beyinin iş ücretleridir. Eğer bundan sonra da işine devam eder ve daha fazla çalışırsa, ücereti daha da artacaktır” dediler ve taze kesilmiş koyun eti, çeşit çeşit yiyecek, hiç tatmadığım meyveler ve bir kese de altın verdiler. Allah razı olsun o kimseden. Açlıktan artık tahammülümüz kalmamıştı.

Hanımından bu sözleri dinleyen derviş Allah’a şükredip, ibadetine devam etti….
Allah (c.c.) neye kadir değil ki!
www.Nursohbet.Net

İbadet Artarsa Rızık da Artar

Bir derviş. Evden ayrılışında hanımına işe gidiyorum diyerek ayrılır, ancak doğru tekkeye gider ibadet ederdi. Akşam eve döndüğünde Hanımı:
– Yiyecek bir şeyimiz yok biliyorsun, elin boş mu döndün, dediğinde de
– Çalıştığım zat öyle cömertki… Ondan para istemekden utanıyorum. Ay sonunda ücretimin tamamını toptan verecek, derdi.

Ay sonu geldiğinde, yine evden ayrılmış, tekkeye gitmiş, ibadete koyulmuştu. Akşam eve döneceğinde bir düşünce kendisini aldı, ay sonu idi, hanıma ne diyecekti. Mahzun mahzun eve doğru yürüyordu. Sonunda eve yaklaştı. Evden leziz yemek kokuları etrafa yayılıyordu. Şaşırmıştı, kapıyı hanımı güler yüzle açar, içeri girerler olanları kocasına şöyle anlatır:
– Kimin yanında çalışıyorsan bey, gerçekten cömert biriymiş. Öğle sıraları idi, nur yüzlü iki zat kapıyı çaldı:
“Bunlar beyinin iş ücretleridir. Eğer bundan sonra da işine devam eder ve daha fazla çalışırsa, ücereti daha da artacaktır” dediler ve taze kesilmiş koyun eti, çeşit çeşit yiyecek, hiç tatmadığım meyveler ve bir kese de altın verdiler. Allah razı olsun o kimseden. Açlıktan artık tahammülümüz kalmamıştı.

Hanımından bu sözleri dinleyen derviş Allah’a şükredip, ibadetine devam etti….
Allah (c.c.) neye kadir değil ki!
Dini Sohbet,Dini Chat;www.Nursohbet.net

Kibirin Zararı Nasıl olur..

Günaha bir tevbe yeter, taata bin tevbe yetmez. Günah işleyen, tevbe ederse Allah affeder. Fakat ibadet eden, ucba kibre kapılabilir. Buna bin tevbe bile yetmez.
Beni İsrailden bir fâsık vardı. Bir âbid de ibadetiyle şöhret bulmuştu. Fâsık, bu âbidin yanından geçerken, “Gideyim, şu âbidin yanına oturayım, belki Allahü teâlâ onun hürmetine beni affeder” diye düşündü. Gidip âbidin yanına oturdu. Âbid ise, üzerinde bulutun gölgelendirdiği bir zat olduğu için, böbürlenip, “Bu fâsık, benimle oturamaz” diyerek ondan yüzünü çevirdi. Yüz bulamayan fâsık da çekip gitti. Fakat Âbidin üzerindeki bulut, fâsıkla beraber gitti.

Allahü teâlâ zamanın Peygamberine (İnsanlara niyetlerine göre muamele ederim. Fâsıkın günahlarını, onun bu iyi niyetinden dolayı affettim. Âbidin ibadetlerini de kibri sebebiyle yok ettim) diye vahyetti.
Dini Sohbet,Dini Chat,Sohbet,www.NurSohbet.Net

Süküna Kavuşmuş Benlik..

Kimi insan vardır ikişer üçer çıkar merdivenlerden. Sabırsızdır, cesurdur, karşılaşacağı şey ne olursa olsun metanetini almış sağ cebine koymuştur ve hazırlamıştır kendini her türlü vukuata. İdealisttir. Onu ilgilendiren yegane şey gerçek ve doğrudur. Gerçek ve doğru olanla karşılaştığında, tüm hayatını değiştirmeye dünden hazırlamıştır kendini. Hazırlamıştır çünkü ona göre bu büyük nimettir, herkese nasip olmayan, kendisinde seçilmiş insan hissi uyandıran bir büyük nimet…
Kimi insan da ürkektir, kendine güvenemez, karşısına çıkacağı her durumdan endişe eder. Basamakların en sonuncusuna geldiğinde karşılaşacağı şeyin onu en derin yerinden sarsmasından korkar. Karşılaşacağı şey iyi yada kötü olsun gerçeklerle yüzyüze gelmenin paniğini yaşar içinde daima. Alışa geldiği şey iyi yada kötü olsun onu yıllar boyunca tüm zerrelerine kadar kuşatmış ve tanıdık, bildik olmanın güven hissini yaşatmıştır.
Bazı insanlar tavşan hızında koşar gerçeğe, bazılarıysa kaplumbağa yavaşlığında herşeye ve tüm gerçeklere geç kalarak yaşar.
Keşke kaplumbağa kadar ömrümüz olsaydı, ama yok!!!
O halde tercihimiz ne olmalı?
Tavşan hızında ve ömründe gerçeğe ulaşmak mı?
Yoksa kaplumbağa hızında ve ömründe yaşayıp belki de gerçeğe ulaşamadan biten bir hayat mı?
Ne tavşanın ne de kaplumbağanın kendilerine tayin edilmiş ömürlerinin sonuna kadar yaşayacakları garantisi de yok üstelik. Tavşan kendinden daha çevik bir tilkinin azgın dişlerinde, kaplumbağa ise bir kavruk yaz gününde çıkan orman yangınında hayatını sonlandırabilir. Bu kıyaslamada önem kazanan ömürler değil, hızdır. Ömür uzun yada kısa olsun bizlere verilen süreyi en iyi şekilde kullanabilmeli ve sanki yarın başımıza ölüm gelecekmiş gibi gerçeğin peşine hızla düşebilmeliyiz.
Yaratıcımız bize Kitabında gerçeğe ulaşmak için ihtiyacımız olan sürenin bizlere verildiğini söylüyor. Yani tavşan ile kaplumbağa yaşları arasındaki ortalama bir yaş bizim gerçeklere ulaşmamız için yetecek bir süre. Önemli olan bu süreyi nasıl geçireceğimiz.
Ya tünelin ucundaki ışığı görüp nasılsa bir ışık göründü diyerek, sonuca varana kadar kendimizi fazla zorlamadan, yaşamın eğlencelerinden kendimizi koparmadan, aman insanlar ne der diye korkarak, Allah’a vereceğimiz en güzel fidyenin kendi hayatımız olduğunu anlamak istemeyerek kaplumbağa hızında yürüyeceğiz.
Yada tünelin ucundaki ışığı görüp ona bir an önce kavuşmak ve o ışığın bizi karanlıklarımızdan kurtaracak ışık olduğu bilinci ile tavşan hızında koşup yakalayacağız avuç içlerimizle. O avucumuzdaki ışık bizi tüm zerrelerimize kadar O’na ait olduğumuzun delili olacak. O ışık avuçlarımızda var oldukça bizi her türlü endişeden, kötülükten, hüzünden koruyacak. O ışık bizim her geçen gün ileriye doğru gelişmemizin, O’na doğru yükselmemizin yegane işareti olacak. Kendi içimizde yapmaya hep korktuğumuz değişikliklere korkusuzca baş kaldırışımızın ilk adımı olacak. O ışık bizim geçmişte yaptığımız her kötü şey için tövbe etmemizin ve yeniden tertemiz bir yaşama başlamamızın itici kuvveti olacak.
O ışık bizlere razı etmiş ve razı edilmiş olarak sükuna kavuşmuş benliklerimizle O’na dönüşün o en güzel yolunu açacak…
Fecr – 27: Ey sükuna kavuşmuş benlik!
Fecr – 28: Dön Rabbine, razı etmiş ve edilmiş olarak!
Fecr – 29: Gir kullarımın arasına!
Fecr – 30: Gir cennetime!

Dini Sohbet,Dini Chat,Sohbet,www.NurSohbet.Net

Recep Ayının Önemi…

Ebu Said-i Hudri’den naklen, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:
“Allah katında ayların sayısı on iki dir.Yeri ve semayı Allah yarattığından beri bu böyledir.
Bu aylardan 4 tanesi haram ay olup şunlardır: Allah’ın asam ayı Recep.Bu ay tek başınadır.Kalan üç ay peş peşe olup şunlardır:Zilkade, zilhicce, muarem…
Recep, Allah’ın ayıdır.
Şaban, benim ayımdır.
Ramazan, ümmetimin ayıdır.
Bir kimse Recep ayı içinde , imanla ve sevabını Allah’tan bekleyerek bir gün oruç tutarsa, Allah’ın en büyük rızasına hak kazanır.Firdevs cennetinin en üst katına yerleşir.
Recep ayında iki gün oruç tutana iki kat ecir verilir.Her katın ağırlığı dünya dağlarına benzer.
Bir kimse recep ayında üç gün oruç tutarsa Allah-ü Taâlâ cehennemle onun arasında bir hendek açar.Bu hendeğin uzunluğu bir senelik yol kadardır.
Bir kimse Recep ayında dört gün oruç tutarsa: şu hastalıklardan afiyet bulur.Delirmek,cüzzam, abraş…Mesih deccalin fitnesinden dahil kurtulur.
Bir kimse Recep ayında beş gün oruç tutarsa…Kabir azabından kurtulur.
Bir kimse Recep ayında altı gün oruç tutarsa…kabirden çıktığı zaman yüzü Bedir halindeki ay aydığından daha nurludur.
Bir kimse Recep ayında yedi gün oruç tutarsa…hepsi cehennemim kapısı içindir ki.Her gün cehennemin bir kapısı kapanır.
Bir kimse Recep ayında sekiz gün oruç tutarsa…Cennetin sekiz kapısı vardır. Allah-ü Taâlâ her gün için cennetin bir kapısını ona açar.
Bir kimse Recep ayında dokuz gün oruç tutarsa…kabirden kalkarken şöyle diyerek kalkar: Eşhedü en lâ ilâhe ill. Ve o kimsenin yüzü:Cennetten başka yana döndürülmez.
Bir kimse Recep ayında on gün oruç tutarsa… Allah-ü Taâla onun için sırat köprüsünde her gece onun için bir yatak serer.Orada istirahat eder.
Bir kimse Recep ayında on bir gün oruç tutarsa…kıyamet günü, ondan daha faziletli biri görülmez.Meğer ki onun kadar oruç tutmuş ola…
Bir kimse Recep ayında on iki gün oruç tutarsa…Allah-ü Taâlâ kıyamet günü,kendisine iki hulle giydirir.O hallerden biri, dünya ve içindekilerden hayırlıdır.
Bir kimse Recep ayında on üç gün oruç tutarsa…kıyamet günü onun için arşın altında bir sofra kurulur.O sofradan yer.Halbuki insanlar, şiddet içi şiddettedirler.
Bir kimse Recep ayında on dört gün oruç tutar ise…Allah-ü Taâlâ ona hiçbir gözün görmediği, kulakların duymadığı, bir beşerin kalbine dahi gelmeyen ihsanlar yapar.
Bir kimse Recep ayında on beş gün oruç tutarsa… Allah-ü Taâlâ onu, emin kimselerin durduğu yerde durdurur.Onun yanından geçen her murakkeb melek ve her mürsel peygamber ona şöyle der:
à “ Ne mutlu sana, sen emin kimselerdensin…”
à Başka bir rivayette üstteki kimse için şöyle buyrulmuştur:
On beş günden fazla oruç tutarsa… Hadisi şerif’e devam edelim:
Bir kimse Recep ayında on altı gün oruç tutarsa… Rahman Allah’ı ilk ziyaret edenlerden olur ve ona bakar, kelamını da duyar.
Bir kimse Recep ayında on yedi gün oruç tutarsa… Allah-ü Taâlâ onun için her milde bir dinlenme yeri yaratır; orada dinlenir.
Bir kimse Recep ayında on sekiz gün oruç tutarsa… İbrahim aleyhisselamın kubbesine yakın olur.
Bir kimse Recep ayında on dokuz gün oruç tutarsa…Allah-ü Taâlâ onun için cennete bir saray yapar ki: Bu saray İbrahim aleyhisselam ve Adem aleyhisselamın sarayının karşısına düşer.Bu arada kendisi onlara selam verir, onlarda kendisine selam verir.
Bir kimse Recep ayında yirmi gün oruç tutarsa…semadan bir nidacı kendisine şöyle der:
à Ey Allah’ın kulu Allah-ü Taâlâ senin geçmişteki günahları bağışladı.Bundan sonrası için yeni ameller işlemeye bak.
Dini Sohbet,Dini Chat,Sohbet,NurSohbet.Net